Hava Durumu

Yeni Dünya Düzeni’nin Nebbaşları

Yazının Giriş Tarihi: 15.01.2026 07:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.01.2026 07:03

Nebbaşlar…
Kefen soyguncuları…
Vampirler…

Mezarlık sessizliğinde yürürler.
Ayak sesleri duyulmaz; çünkü toprağa değil, kefene basarlar.
Öldüren onlar değildir.
Ne kurşun sıkarlar ne hüküm verirler.
Ölüm olmuşken gelirler.
Yas başlamışken.
Ağıtlar henüz kurumamışken.
Cesedin sıcaklığı geçmeden,
kefeni usulca sıyırır,
altın dişi söker,
sonra da karanlığa karışırlar.

Yeni Dünya Düzeni denilen şey,
eski bir mezarlığın üzerine kurulan bu sessiz talandır.
Ne medeniyet kurar,
ne adalet vaadi taşır,
ne de bir ideolojiye iman eder.
Onun tek inancı krizdir.
Tek ahlâkı fırsat.
Tek duası, başkasının yasıdır.

Bugün dünyayı yöneten akıl tam olarak budur.
Ne doğurur,
ne büyütür,
ne de iyileştirir.
Yıkımdan beslenir.
Kanamayı gelir kapar.
Kaosu bir yönetim tekniğine çevirir.
Bunlar devrimci değildir;
bunlar mezar bekçisidir.

Günümüz küresel siyaseti,
halkların acısını ahlâkî bir mesele olarak değil,
pazarlık değeri olan bir meta olarak okur.
Sokaklar yanarken masalar kurulur.
Meydanlarda öfke yükselirken
kapalı kapılar ardında anlaşmalar imzalanır.
Nebbaşlar için önemli olan
kimin haklı olduğu değil,
kimin daha çok kaybettiği
ve bu kayıptan kimin ne devşireceğidir.

İran’da iki haftayı aşan protestolar,
bu düzenin en çıplak hâlidir.
Görünen tablo: rejime karşı ayaklanan bir halk.
Görünmeyen tablo:
bu öfkenin nasıl ölçüldüğü,
tartıldığı
ve fiyatlandırıldığıdır.

Batı açısından İran,
hiçbir zaman mutlak anlamda yok edilmesi gereken bir düşman olmadı.
Aksine;
terbiye edilmesi gereken,
sınırları çizilecek
ve ihtiyaç duyulduğunda sahaya sürülecek
kullanışlı bir aparat olarak görüldü.
Türkiye’ye karşı denge unsuru,
Arap dünyasına karşı sopa,
Rusya ve Çin’e karşı ayarlanabilir bir basınç vanası…

Rol buydu.
Ve bu rol uzun süre oynandı.

Devletlerin bekası söz konusu olduğunda
ideolojik düşmanlıklar hızla askıya alınır.
En sert söylemlerin ardında
çoğu zaman sessiz bir ortaklık vardır.
Meydanda kavga edenlerin
üst katlarda el sıkışmasına
“gökdelen kardeşliği” denir.
Nebbaşlar mezarlıkta kavga etmez;
paylaşım yapar.

Bu düzenin en belirgin vasfı şudur:
Halkına yaslanmayan rejimler,
meşruiyetlerini kendi toplumlarından değil,
Batılı başkentlerden devşirmeye çalışır.
Bu tercih,
“jeopolitik gerçekçilik” gibi steril kavramlarla süslenir.
Oysa bu, gerçeğin değil
çıkarın gerçekçiliğidir.

Avrupa bugün,
Ukrayna savaşında sıkışan nefesinin hıncını
İran sokaklarında almaktadır.
Nükleer anlaşmanın “snapback” maddesi devreye sokulmuş,
ekonomi bilinçli biçimde boğulmuş,
toplumsal fay hatları kaşınmıştır.
Para düşmüş,
sabır çatlamış,
öfke sokağa taşmıştır.
Bu anlamda ateşi yakan
yalnızca iç dinamikler değildir.

Amerika ise başka bir yerden bakar.
Onun derdi rejimi yıkmak değil,
onu ayar vermektir.
Klasik darbe ya da işgal değil;
düşük şiddetli, kontrollü bir müdahale…
Venezuela modeli.
Rejim dursun,
direksiyon değişsin.

Bu yüzden destek,
kökten yıkım çağrılarıyla değil;
hedefli eleştirilerle sınırlıdır.
Bu yüzden bağırış çağırıştan hoşlanmaz.
Bu yüzden alternatif figürler parlatılmaz.
Yaşanan bir devrim değil,
bir restorasyon denemesidir.

Bu oyunda kaybeden bellidir.
Filler tepişir,
çamurda ezilen yine halk olur.
Nebbaşlar paylarını alır,
masadan kalkar,
geriye yoksullaşmış toplumlar,
derinleşmiş travmalar
ve daha kırılgan bir gelecek kalır.

Mesele yalnız İran değildir.
Bütün bölge bir eşiğin üzerindedir.
Zayıf, dağınık ve günübirlik reflekslerle hareket edenler tasfiye edilirken;
gerçek ittifaklar ve güçlü liderlikler belirleyici olacaktır.

Nebbaş düzeni,
kontrolsüz öfkeyle yıkılmaz.
Onu ancak
soğukkanlı,
meşru
ve uzun soluklu bir akıl sarsar…

Aksi hâlde
mezarlık büyür,
kefenler yeniden soyulur
ve dünya,
nebbaşların sessiz adımlarıyla
bir kez daha yönetilir…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.