Hava Durumu

Terörsüz Türkiye’den Terörsüz Bölgeye

Yazının Giriş Tarihi: 05.08.2026 16:11
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.08.2026 16:12

Medine’de bir gün Şâs bin Kays adındaki bir Yahudi, İslam’ın kardeşlik ikliminden rahatsız oldu. Aynı sofrada oturup muhabbet eden Evs ve Hazrec gençlerinin arasına fitne tohumları ekmek istedi. Onlara yıllar önce yaşanan Buâs Savaşı’nı hatırlatan şiirler okuttu. Eski yaralar yeniden kanadı, unutulmuş öfkeler uyandı. Bir anda sesler yükseldi, eller kılıçlara gitti, “Savaş! Savaş!” nidaları Medine sokaklarını doldurdu.

Bu haberi alan Allah Resûlü (sav) hiç vakit kaybetmeden onların yanına geldi ve yürekleri sarsan şu ikazda bulundu: “Ey Müslümanlar! Allah’tan korkun! Ben aranızdayken, Allah sizi İslâm ile şereflendirmiş, kalplerinizi birleştirmiş, düşmanlıklarınızı ortadan kaldırmışken şimdi yeniden cahiliye davasına mı dönüyorsunuz? Tekrar cahiliye adetlerine mi sarılıyorsunuz?”

Bu sözler, yalnızca kulaklara değil vicdanlara da ulaştı. Evs ile Hazrec’in yiğitleri kılıçlarını yere bıraktılar. Gözyaşları içinde birbirlerine sarıldılar. Birkaç dakika önce savaş naraları atan insanlar, birkaç dakika sonra aynı kardeşliğin omuzlarında buluşmuştu. Çünkü bazen bir cümle, yılların düşmanlığını bitirmeye yeter…

Aradan on dört asır geçti; değişen yalnızca zaman oldu. Fitnenin dili, yöntemi ve araçları değişti; fakat kardeşliği bozmak isteyenlerin niyeti hiç değişmedi. Dün şiirlerle ayrılık tohumları ekiliyordu, bugün dezenformasyonla, provokasyonla ve nefret diliyle aynı amaç güdülüyor. Bu yüzden tarih, yalnızca geçmişi anlatmaz; bugünü anlamayı da öğretir.

Milletlerin tarihinde de bazı dönüm noktaları vardır ki yalnızca yeni bir kanunun yürürlüğe girmesini değil, yeni bir zihniyetin doğuşunu simgeler. TBMM’de görüşülen “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” çerçeve yasası da böyle bir eşiktir. Kırk yılı aşkın süredir binlerce cana mal olan, milyonlarca insanın hayatını etkileyen, kalkınmayı geciktiren ve kardeşlik hukukunu yaralayan terör meselesi, ilk defa kalıcı bir çözüm iddiasıyla hukuki bir zemine taşınıyor. Bu nedenle atılan adım, yalnızca güvenlik politikalarının değil, Türkiye Yüzyılı’nın en önemli toplumsal hamlelerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

Son bir yılda yaşanan gelişmeler de bu iradenin yalnızca sözden ibaret olmadığını gösterdi. PKK’nın fesih kararı aldığını açıklaması, silah bırakma iradesini kamuoyuna duyurması ve Türkiye sınırları içindeki silahlı unsurlarını çektiğini ilan etmesi, sürecin en dikkat çekici safhaları oldu. Devlet ise meseleyi sadece güvenlik ekseninde ele almadı; Meclis bünyesinde oluşturulan komisyon aracılığıyla şehit ailelerinden gazilere, akademisyenlerden sivil toplum kuruluşlarına kadar toplumun farklı kesimlerini dinledi. Böylece güvenlik kadar toplumsal vicdanın da gözetildiği çok yönlü bir yol haritası oluşturuldu.

Ortaya çıkan yaklaşım, dünyadaki benzer örneklerden önemli ölçüde ayrılıyor. İspanya’nın ETA veya Birleşik Krallık’ın IRA süreçlerinde görülen pazarlık modelinin aksine Türkiye, önce silahların tamamen susmasını, örgütün kendisini feshetmesini ve bunun devlet kurumlarınca doğrulanmasını esas alıyor. Hukuki düzenlemeler ise ancak bu aşamadan sonra devreye giriyor. Son yıllarda uluslararası çevrelerde “Türkiye Modeli” olarak anılmaya başlayan bu anlayışın temelinde, devlet otoritesini korurken toplumsal güveni de güçlendirme hedefi bulunuyor.

Ancak “Terörsüz Türkiye” yalnızca Türkiye’nin meselesi değildir. Bu vizyon, doğal olarak “Terörsüz Bölge” idealini de beraberinde taşımaktadır. Çünkü Türkiye’de tesis edilecek kalıcı güvenlik, Irak’ın istikrarına, Suriye’nin yeniden ayağa kalkmasına ve bütün Orta Doğu’nun geleceğine doğrudan etki edecektir. Terörün gölgesi çekildikçe enerji hatları güven kazanacak, ticaret yolları yeniden canlanacak, yatırımlar artacak ve yıllardır çatışmalarla anılan şehirler yeniden üretimin, umudun ve hayatın merkezleri hâline gelecektir.

Elbette böylesine büyük dönüşümler kolay gerçekleşmez. Bölgesel kaostan beslenen dış aktörlerin ve kendi dar hesaplarını önceleyen bazı çevrelerin süreci sabote etmeye çalışması şaşırtıcı değildir. Önümüzdeki dönemde mücadele yalnızca dağlarda değil; zihinlerde, ekranlarda ve bilgi alanında da sürecektir. Bu yüzden dezenformasyona karşı dikkatli olmak, provokasyonlara kapılmamak ve kardeşlik hukukunu her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmak büyük önem taşımaktadır.

Meclis’e sunulan çerçeve yasa da işte bu sürecin kurumsal temelini oluşturuyor. Silahların tamamen teslim edilmesi, örgütsel yapının sona erdirilmesi ve bunun güvenlik kurumlarınca teyit edilmesi esas alınırken; ağır suçlar kapsam dışında bırakılarak hem hukuk devleti ilkesi hem de toplum vicdanı gözetiliyor. Böylece devlet, bir yandan barışın kapısını aralarken diğer yandan adalet terazisini elinden bırakmıyor.

Hasılı kelâm… Asıl zafer, yalnızca silahların susması değildir; kalplerdeki korkuların susmasıdır. Asıl zafer, Türk ile Kürt’ün birbirine yeniden güvenle bakabilmesi, annelerin evlatlarını toprağa değil hayata emanet edebilmesi ve çocukların silah sesleri yerine kuş sesleriyle uyanabilmesidir. Eğer bu süreç başarıyla tamamlanırsa kazanan yalnızca Türkiye olmayacaktır. Irak da kazanacaktır, Suriye de kazanacaktır; bu kadim coğrafyada barışa hasret kalmış bütün halklar kazanacaktır. Belki de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı, tarihe askerî başarıları kadar kardeşliği yeniden inşa eden büyük bir medeniyet hamlesiyle de geçecektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.