Hava Durumu

Şeytanlar ve Canavarlarla Savaşıyoruz

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2026 16:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.02.2026 16:53

Yirmi birinci yüzyıl, kendisini parlak kelimelerle takdim etti. “İlerleme” dedi, “özgürlük” dedi, “aydınlanma” dedi. Zamanın vitrinine asılmış bu kelimeler, ilk bakışta insanın içini ferahlatan bir ışık taşıyordu. Oysa perde kapandığında, sahnenin gerisinde bambaşka bir metin yazılıyordu: insanlık tarihinin en karanlık, en sessiz, en utandırıcı sayfalarından biri. Epstein dosyaları, işte o perdenin yırtıldığı andır. Bir gürültüyle değil; ağır, kaçınılmaz ve ürpertici bir sükûtla.

Bu dosyalar yalnızca bir skandal değildir. Onlar, çağın ruhunu ele veren bir itiraf defteridir. Birkaç sapkının münferit günahı değil; uzun yıllar boyunca birikmiş, katılaşmış, kurumsallaşmış bir ahlâk yitiminin aynasıdır. İnsanlığın, kendine bakmaktan ürktüğü o aynadır bu…

WikiLeaks’ten Epstein’e uzanan çizgi, bize modern insanın en büyük yanılgısını gösterdi: Dünya artık erdemle değil, zaafla idare ediliyor. Güç, ahlâk üretmiyor; ahlâksızlığı örgütlüyor. İktidar, insanın en savunmasız yerinde duruyor: şehvetinde, korkusunda, utancında. Böylece tek tek insanlar değil, bir bütün olarak toplumlar rehin alınıyor; irade, yavaş yavaş elden alınıyor.

Epstein vakası, herhangi bir ideolojiden ya da kimlik tartışmasından önce, ahlâkî çözülmenin siyasallaşmasını gösterir bize. İnsan, hâlâ vicdanla, aileyle ve kutsalla bağını koparmamışken bu tür karanlık ağlar yeşeremez. Bu yapıların tutunabilmesi için uzun bir çürüme gerekir; zamanla, sabırla, sessizlikle işlenen bir çözülme. Dosyalar tam da bunu anlatır: yavaş, derin ve sistemli bir çöküşü…

Burada insanın zihnine, Lübnanlı yazar Halil Cibran’ın Şeytan’ındaki o sarsıcı monolog gelir. Şeytan, “Yaklaş, sana kim olduğumu söyleyeyim,” der ve sonra kendini tanıtır:
“Sahtekârlığın, düzenbazlığın, dolandırıcılığın ilham kaynağıyım ben… Eğer bunlar dünyadan kaldırılacak olursa, insanlık kupkuru bir sahra olur.”
Bu sözlerde tuhaf bir hakikat gizlidir. Çünkü şeytan, varlığını inkâr ettirmekle değil; vazgeçilmezmiş gibi göstermekle sürdürür.

Yüzyıllar geçmiştir, ama bu hakikat eskimemiştir. Şeytan hâlâ en eski yöntemle çalışır: Azdırarak, korkutarak, alaya aldırarak. İnancı hafife alanların kahkahasına eşlik eder; hakikate tutunanların yoluna ise sabırla tuzak kurar. Gürültüyle değil; alışkanlıkla, normalleştirerek…

İçinden geçtiğimiz zaman, klasik bir kriz zamanı değildir. Bu, gelip geçecek bir “jeopolitik fırtına” da değildir. Daha çok, yavaş ama kalıcı bir iklim değişikliğine benzer. Ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve siyasal sarsıntılar aynı anda yaşanmakta; birbirini besleyerek derinleşmektedir. Değerler çözülmekte, kurumlar içten içe çürümekte, güven duygusu buharlaşmaktadır. İnsanlık, belki de ilk kez, bu kadar çıplak ve bu kadar savunmasızdır.

Bir zamanlar sistemi ayakta tutan görünmez destekler vardı: adalet, erdem, hukuk, kurumlar, karşılıklı bağımlılık. Bugün hepsi devre dışı. Artık her sarsıntı doğrudan bünyeye çarpıyor. Ekonomik dalgalanmalar kalıcı yıkıma, teknolojik ilerleme varoluşsal tehdide, jeopolitik gerilimler topyekûn çatışma ihtimaline dönüşüyor. Arada hiçbir yumuşatıcı perde kalmadı…

Ve şimdi soru, sade ama yakıcıdır: Bu büyük ahlâkî ifşanın karşısında sen ne yapacaksın?
Çocukların kaçırıldığı, istismar edildiği, öldürüldüğü bir dünyada yalnızca seyirci mi kalacaksın? Yoksa bu çürümüş düzenin sana da bulaşmasına izin vermemek için ayağa mı kalkacaksın?

Yıllar boyunca her uyarıyı “komplo teorisi” diyerek küçümseyenlerin yüzünde bugün acı bir tebessüm var. Çünkü gerçek, artık inkâr edilemeyecek kadar ortadadır. Bir ada, bir ağ, bir dosya… İnsanlığın en karanlık arzularının nasıl kurumsallaştığını gösterir bize. Bu, bireysel sapkınlıkların değil; insanı kutsaldan koparıp yalnızca haz üreten bir varlığa indirgemek isteyen fikirlerin ürünüdür.

Mesele dehşet vericidir; çünkü hayal gücünü aşar. Ama tam da bu yüzden hafife alınamaz. Bu yaşananlar yalnızca suç olarak değil, ahlâkı hedef alan bir düşünce sistemi olarak mahkûm edilmelidir. İnsanlığı insanlıktan çıkaran her fikre karşı sahici ve sert bir yüzleşme kaçınılmazdır.

Epstein skandalının belki de en çarpıcı yanı şudur: Bunca güce, bunca karanlığa rağmen ifşa edilebilmiştir. Bu, hâlâ bir umut olduğunu gösterir. Hesap verilebilirlik tamamen yok olmamıştır. Hukuk, bir süs cümlesi olmaktan çıkıp gerçekten işletildiğinde, en dokunulmaz görünenleri bile savunma vermeye zorlayabilir.

Hasılı kelâm: Şeytanlar ve canavarlarla savaşıyoruz. Bu savaş ne silahla ne parayla kazanılacaktır. Bu, erdemle ve güçlü bir ontolojiyle verilecek bir savaştır. Saklanmak çözüm değildir; çünkü bu fırtına geçmeyecek. O hâlde sığınaklara değil, dayanıklı mimarilere ihtiyacımız var: sağlam değerler, hakiki bir iman, güçlü bir aile, diri bir vicdan….

Epstein dosyalarını okudukça şu kanaat içimde ağır ağır yer etti: Şeytandan intikam almanın en güçlü yolu, karanlığı teşhir ettikten sonra hakikati anlatmaktır. Ve hakikat, insanı yeniden Allah’la buluşturan yoldur. Kur’an, bunu asırlardır hatırlatır bize… Ey insan!… İbret almaz mısın? Akıllanmaz mısın?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.