Fobi (korku), bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilenmesi veya meta karşısında insanın kaybetme kaygısının zirve hâlidir. Fobi kelimesi, Yunanca “Phobos” kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde korku tanrısıdır. Normalde korkulmayacak belli durum ve nesnelere karşı ortaya çıkan korkuya fobi diyoruz. Fobilerimiz de hissettiğimiz korkuların bir çeşididir. Bir duruma karşı duyulan korkunun kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkilemesine fobi denir. Modern çağ fobisi olarak nitelendirilebilecek bu korkunun altında yatan nedenler modern çağın tetiklediği yalnızlık, izolasyon gibi duygulardır. Ünlü şairlerimizden Karacaoğlan bu hâli bir şiirinde şöyle tarif eder: “Harâmî var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var
Güzel sever diye bühtan ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var”
Modern insanın dört bir yanını fobiler sarmış durumda. Zihin dünyasını ise korkuluklar işgal edip dumura uğratmış. Ne kimliğinin bilincinde ne de kendisi olabiliyor. İşte bütün bunlar, modern yaşamın getirdiği hız ve müphemlik birlikte bireylerde sosyal fobi, agorafobi veya başarısızlık korkusu gibi daha birçok fobinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ayrıca sürekli bilgi bombardımanı ve sosyal medyanın getirdiği sosyal karşılaştırma ve kıyaslama, bireylerde yetersizlik hissi veya FOMO (fırsatı kaçırma duygusu) gibi yeni korkuların doğmasına yol açtı.
Bu korkuların sayısı o kadar çok ki bir de her gün yenileriyle karşılaşıyoruz. İşte onlardan bazıları: Nomofobi (cep telefonu ile sağlanan iletişimden kopmaktan aşırı korkma), aviofobi (uçuş korkusu), batofobi (yüksek bina korkusu), zenofobi (yabancı korkusu), agorafobi (kalabalık korkusu), monofobi (yalnızlık korkusu), entomofobi (böcek korkusu), kemofobi (kimyasal madde korkusu), penyafobi (fakirlik korkusu), obezofobi (şişmanlık korkusu), testofobi (sınav korkusu) ve panfobi (her şey korkusu) gibi yüzlerce korku…
Ünlü şairlerimizden ve düşünürlerimizden Attila İlhan bir şiirinde insanımızın bu hâlini ne güzel ifade ediyor: “Kimi içtiği için korkar
Kimi korktuğu için içer.”
Eski insanların hayalleri vardı, modernitenin başlangıcında umutları vardı. Şimdi ise “post-modern” veya “post-truth” denen bu çağda insanların korkuları ve kaygıları var. 20. ve 21. yüzyılda insanoğlunun yaşadıkları, insanlığı insani olan her şeyden uzaklaştırdı. Narsisizm, güven ve dayanışma eksikliği, aşırı bireysellik, nevroz ve histerinin toplumsal normlar hâline gelmesi ve toplumsal hayatın çöküşüyle birlikte geldiğimiz yer maalesef şu an müşahede ettiklerimiz. Modern toplumda teknolojinin hızla ilerlemesi, küreselleşme ve sosyo-kültürel değişimler, hem psikolojimizde hem de korkularımızın doğasında değişikliklere yol açtı. Bu korkular bazen belirgin fobiler olarak ortaya çıkarken bazen de genel endişeler, kaygılar veya korkuluklar olarak tezahür etti. Dijitalleşme ve sanal gerçeklikle birlikte insanlar artık sosyal medya fobisi, sanal gerçeklik korkusu veya yapay zekâ fobisi gibi yeni korkularla da karşı karşıya. Bu korkuların temelinde teknolojik değişikliklere uyum sağlamama, gizlilik kaygıları veya teknolojinin insanlık üzerindeki olası olumsuz etkileri yatıyor.
Küreselleşme ile birlikte farklı kültürlerle etkileşim de arttı. Dünya genelinde tarihin en büyük mülteci akının yaşanması bu etkileşimi daha da yaygın hâle getirdi. Bu bazı bireylerde xenofobi (yabancı korkusu) gibi korkuların artmasına neden oldu. Öte yandan iklim değişikliği, terörizm ve küresel salgınlar gibi global tehditler kitleler üzerinde geniş kapsamlı korkuluklara yol açtı. ABD’nin en aptal başkanlarından George W. Bush, 11 Eylül’ü bahane ederek “terörizm” korkuluğu ile dünyayı korkuttu, Afganistan ve Irak’ı işgal edip milyonlarca insan öldürülürken de dünyanın sessiz kalmasını sağladı. Amerika'nın gücü, medyası ve silahlı orduları sayesinde silahlarla, kalemlerle, filmlerle, araştırma merkezleriyle “terörizm” on yıl içinde uluslararası bir “korkuluğa” dönüştürmüştü.
“Korkuluğu” ilk icat edenler Firavunlardı. İlk önce kuşları ve bazı hayvanları tarlalardan uzak tutmak için kullanılsa da daha sonra bazı kültürlerde korkuluklar sadece pratik bir araç olmanın ötesine geçti ve ruhani veya dinî anlamlar taşıdı. Bazı topluluklar korkuluklarına ruhlarını veya tanrılarını çağırmak için özel ritüeller düzenlerlerdi. Yeryüzündeki her milletin kendi kıyafetlerine benzer kıyafetlerle kaplı ve kendi isimlerine benzer isimler alan farklı "korkulukları" oluştu. Popüler hayal gücü de “korkuluğu” bir heykelden, çocuklara onları “korkutmak” ve yetişkinlerin emirlerine uymaları için anlatılan bir halk masalına dönüştürmeyi başardı. Onun içindir ki dünyanın her yerindeki insanların mühayyilesini “korkuluklarla” ve korkunç canavarlarla dolu bulacaksınız!
Korkuluklar, bireylerin veya toplulukların belirli bir konuda korku duymalarına neden olan genel inançlar veya kaygılardır. Bu korkuluklar medya, popüler kültür veya sosyal çevre yoluyla yayılır. Örneğin bir filmde teknolojik bir felaketin anlatılması, insanlarda yapay zekâ veya robotlarla ilgili genel bir korku oluşturabiliyor. İklim değişikliği ile ilgili haberlerin sık sık yapılması veya korona gibi küresel hastalıkların daima medya tarafından gündeme getirilmesi insanoğlunun korkuluklarının artmasına neden oluyor. Bir politikacı her gün ustalıkla yeni bir "korkuluk" oluşturabiliyor. Onu zihninizin her köşesine takabilir, normalden daha fazla hacim verebilir, medya aracılığıyla ona korkutucu kıyafetler giydirebilir ve uzun süre sizi şok ve dehşet içinde tutabilir. Hakikatte o, zihninize dikilmiş bir sopanın ucundan sarkan bez parçasından başka bir şey değil!.. Bu tür korkuluklar, toplumun bilinçaltında yer edinerek bireylerin düşünce ve davranışlarını etkiler. Örneğin, sosyal medya üzerinden belirli grupların her gün gündemi değiştirecek korkular yayması tamamen psikolojik harp tekniklerinden sayılır.
Modern çağda artık her birimizin farklı şekle sahip “korkuluk” türleri var. Siyasi konumu olan bir “korkuluk”, kültürün yarattığı bir “korkuluk” ya da atalarımızdan miras kalan üçüncü bir “korkuluk” olabilir... Tıpkı büyükannelerin dehşet verici hikâyeleri gibi! Ve her korkuluğun görevi özgür düşünce kuşlarını başınızdan kovmaktır. Tarlaları süren çiftçiler şöyle der: ”Kuşlar bile bir süre sonra ‘korkuluğa’ alışmaya başlar.” Ona olan korkusu yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir şekilde bunun bir illüzyon olduğunu ve boş bir şeyden başka bir şey olmadığını keşfeder. Sonra korkuluğun etrafında döner, korkuluğun ellerinden birinin üzerinde şarkı söyler ve başının üstündeki tahılı yer!.. Sonunda görür ki korkuluklar birilerinin özgür yaşamını ve zihin dünyasını kısıtlamak için Firavunların bir icadıymış. Fakat bunun farkına vardığında yaşamın artık son demlerinde olduğunu görür…
Sonuç olarak modern çağda korkular ve korkuluklar, toplumun hızla değişen yapısıyla birlikte evrilmektedir. Bu korkuların farkında olmak ve onlarla nasıl başa çıkılacağını anlamak, bireylerin daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürebilmeleri için kritik öneme sahiptir. Korkuluk, hem tarihsel hem de modern bağlamda, toplumun ve bireylerin korkularıyla ilgili olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak modern dünyada korkulukların nasıl oluşturulduğu ve yayıldığı konusunda bilinçli olmak, bireylerin gerçeklerle korkulukların abartılı hikâyeleri arasındaki farkı ayırt edebilmeleri için önemlidir.
Zihin tarlalarınızın kenarlarına dikilen her korkuluğu farkındalıkla kovabilirsiniz… Ne kadar büyük olursa olsun, sizi korkutacak kadar güçlü olursa olsun ondan kurtulabilirsiniz. Genel olarak korkuluk, hayattaki en büyük ayartmalardan biridir ve bu da korkularımızdan kaynaklanır. Ve paniğin her biçiminin kendi kaynakları vardır. Bazıları yalnızca bir yanılsamadan kaynaklanır, bazıları ise gerçekten daha fazla ve daha büyüktür.
Dünyada ulusal marşı “Korkma!” diye başlayan tek ülkenin çocuklarının korkular ve korkuluklarla yaşayan insanlar olması utanç verici değil mi?.. Sekülerlerimizin muhafazakarların tarlalarına ve muhafazakarlarımızın da sekülerlerin tarlalarına artık korkuluklar dikmeyi bırakmalı. Siyasilerimize ve aydınlarımıza düşen görev; sekülerleri, ulusalcıları, sağcıları, solcuları, muhafazakarları, dindarları ve liberalleri bu korkular ve korkuluklardan kurtarmak için farkındalık oluşturmalarıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Turan KIŞLAKÇI
Korkular ve Korku/luklar
Fobi (korku), bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilenmesi veya meta karşısında insanın kaybetme kaygısının zirve hâlidir. Fobi kelimesi, Yunanca “Phobos” kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde korku tanrısıdır. Normalde korkulmayacak belli durum ve nesnelere karşı ortaya çıkan korkuya fobi diyoruz. Fobilerimiz de hissettiğimiz korkuların bir çeşididir. Bir duruma karşı duyulan korkunun kişinin günlük hayatını olumsuz yönde etkilemesine fobi denir. Modern çağ fobisi olarak nitelendirilebilecek bu korkunun altında yatan nedenler modern çağın tetiklediği yalnızlık, izolasyon gibi duygulardır. Ünlü şairlerimizden Karacaoğlan bu hâli bir şiirinde şöyle tarif eder:
“Harâmî var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var
Güzel sever diye bühtan ederler
Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var”
Modern insanın dört bir yanını fobiler sarmış durumda. Zihin dünyasını ise korkuluklar işgal edip dumura uğratmış. Ne kimliğinin bilincinde ne de kendisi olabiliyor. İşte bütün bunlar, modern yaşamın getirdiği hız ve müphemlik birlikte bireylerde sosyal fobi, agorafobi veya başarısızlık korkusu gibi daha birçok fobinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ayrıca sürekli bilgi bombardımanı ve sosyal medyanın getirdiği sosyal karşılaştırma ve kıyaslama, bireylerde yetersizlik hissi veya FOMO (fırsatı kaçırma duygusu) gibi yeni korkuların doğmasına yol açtı.
Bu korkuların sayısı o kadar çok ki bir de her gün yenileriyle karşılaşıyoruz. İşte onlardan bazıları: Nomofobi (cep telefonu ile sağlanan iletişimden kopmaktan aşırı korkma), aviofobi (uçuş korkusu), batofobi (yüksek bina korkusu), zenofobi (yabancı korkusu), agorafobi (kalabalık korkusu), monofobi (yalnızlık korkusu), entomofobi (böcek korkusu), kemofobi (kimyasal madde korkusu), penyafobi (fakirlik korkusu), obezofobi (şişmanlık korkusu), testofobi (sınav korkusu) ve panfobi (her şey korkusu) gibi yüzlerce korku…
Ünlü şairlerimizden ve düşünürlerimizden Attila İlhan bir şiirinde insanımızın bu hâlini ne güzel ifade ediyor:
“Kimi içtiği için korkar
Kimi korktuğu için içer.”
Eski insanların hayalleri vardı, modernitenin başlangıcında umutları vardı. Şimdi ise “post-modern” veya “post-truth” denen bu çağda insanların korkuları ve kaygıları var. 20. ve 21. yüzyılda insanoğlunun yaşadıkları, insanlığı insani olan her şeyden uzaklaştırdı. Narsisizm, güven ve dayanışma eksikliği, aşırı bireysellik, nevroz ve histerinin toplumsal normlar hâline gelmesi ve toplumsal hayatın çöküşüyle birlikte geldiğimiz yer maalesef şu an müşahede ettiklerimiz. Modern toplumda teknolojinin hızla ilerlemesi, küreselleşme ve sosyo-kültürel değişimler, hem psikolojimizde hem de korkularımızın doğasında değişikliklere yol açtı. Bu korkular bazen belirgin fobiler olarak ortaya çıkarken bazen de genel endişeler, kaygılar veya korkuluklar olarak tezahür etti. Dijitalleşme ve sanal gerçeklikle birlikte insanlar artık sosyal medya fobisi, sanal gerçeklik korkusu veya yapay zekâ fobisi gibi yeni korkularla da karşı karşıya. Bu korkuların temelinde teknolojik değişikliklere uyum sağlamama, gizlilik kaygıları veya teknolojinin insanlık üzerindeki olası olumsuz etkileri yatıyor.
Küreselleşme ile birlikte farklı kültürlerle etkileşim de arttı. Dünya genelinde tarihin en büyük mülteci akının yaşanması bu etkileşimi daha da yaygın hâle getirdi. Bu bazı bireylerde xenofobi (yabancı korkusu) gibi korkuların artmasına neden oldu. Öte yandan iklim değişikliği, terörizm ve küresel salgınlar gibi global tehditler kitleler üzerinde geniş kapsamlı korkuluklara yol açtı. ABD’nin en aptal başkanlarından George W. Bush, 11 Eylül’ü bahane ederek “terörizm” korkuluğu ile dünyayı korkuttu, Afganistan ve Irak’ı işgal edip milyonlarca insan öldürülürken de dünyanın sessiz kalmasını sağladı. Amerika'nın gücü, medyası ve silahlı orduları sayesinde silahlarla, kalemlerle, filmlerle, araştırma merkezleriyle “terörizm” on yıl içinde uluslararası bir “korkuluğa” dönüştürmüştü.
“Korkuluğu” ilk icat edenler Firavunlardı. İlk önce kuşları ve bazı hayvanları tarlalardan uzak tutmak için kullanılsa da daha sonra bazı kültürlerde korkuluklar sadece pratik bir araç olmanın ötesine geçti ve ruhani veya dinî anlamlar taşıdı. Bazı topluluklar korkuluklarına ruhlarını veya tanrılarını çağırmak için özel ritüeller düzenlerlerdi. Yeryüzündeki her milletin kendi kıyafetlerine benzer kıyafetlerle kaplı ve kendi isimlerine benzer isimler alan farklı "korkulukları" oluştu. Popüler hayal gücü de “korkuluğu” bir heykelden, çocuklara onları “korkutmak” ve yetişkinlerin emirlerine uymaları için anlatılan bir halk masalına dönüştürmeyi başardı. Onun içindir ki dünyanın her yerindeki insanların mühayyilesini “korkuluklarla” ve korkunç canavarlarla dolu bulacaksınız!
Korkuluklar, bireylerin veya toplulukların belirli bir konuda korku duymalarına neden olan genel inançlar veya kaygılardır. Bu korkuluklar medya, popüler kültür veya sosyal çevre yoluyla yayılır. Örneğin bir filmde teknolojik bir felaketin anlatılması, insanlarda yapay zekâ veya robotlarla ilgili genel bir korku oluşturabiliyor. İklim değişikliği ile ilgili haberlerin sık sık yapılması veya korona gibi küresel hastalıkların daima medya tarafından gündeme getirilmesi insanoğlunun korkuluklarının artmasına neden oluyor. Bir politikacı her gün ustalıkla yeni bir "korkuluk" oluşturabiliyor. Onu zihninizin her köşesine takabilir, normalden daha fazla hacim verebilir, medya aracılığıyla ona korkutucu kıyafetler giydirebilir ve uzun süre sizi şok ve dehşet içinde tutabilir. Hakikatte o, zihninize dikilmiş bir sopanın ucundan sarkan bez parçasından başka bir şey değil!.. Bu tür korkuluklar, toplumun bilinçaltında yer edinerek bireylerin düşünce ve davranışlarını etkiler. Örneğin, sosyal medya üzerinden belirli grupların her gün gündemi değiştirecek korkular yayması tamamen psikolojik harp tekniklerinden sayılır.
Modern çağda artık her birimizin farklı şekle sahip “korkuluk” türleri var. Siyasi konumu olan bir “korkuluk”, kültürün yarattığı bir “korkuluk” ya da atalarımızdan miras kalan üçüncü bir “korkuluk” olabilir... Tıpkı büyükannelerin dehşet verici hikâyeleri gibi! Ve her korkuluğun görevi özgür düşünce kuşlarını başınızdan kovmaktır. Tarlaları süren çiftçiler şöyle der: ”Kuşlar bile bir süre sonra ‘korkuluğa’ alışmaya başlar.” Ona olan korkusu yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir şekilde bunun bir illüzyon olduğunu ve boş bir şeyden başka bir şey olmadığını keşfeder. Sonra korkuluğun etrafında döner, korkuluğun ellerinden birinin üzerinde şarkı söyler ve başının üstündeki tahılı yer!.. Sonunda görür ki korkuluklar birilerinin özgür yaşamını ve zihin dünyasını kısıtlamak için Firavunların bir icadıymış. Fakat bunun farkına vardığında yaşamın artık son demlerinde olduğunu görür…
Sonuç olarak modern çağda korkular ve korkuluklar, toplumun hızla değişen yapısıyla birlikte evrilmektedir. Bu korkuların farkında olmak ve onlarla nasıl başa çıkılacağını anlamak, bireylerin daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürdürebilmeleri için kritik öneme sahiptir. Korkuluk, hem tarihsel hem de modern bağlamda, toplumun ve bireylerin korkularıyla ilgili olarak önemli bir rol oynamıştır. Ancak modern dünyada korkulukların nasıl oluşturulduğu ve yayıldığı konusunda bilinçli olmak, bireylerin gerçeklerle korkulukların abartılı hikâyeleri arasındaki farkı ayırt edebilmeleri için önemlidir.
Zihin tarlalarınızın kenarlarına dikilen her korkuluğu farkındalıkla kovabilirsiniz… Ne kadar büyük olursa olsun, sizi korkutacak kadar güçlü olursa olsun ondan kurtulabilirsiniz. Genel olarak korkuluk, hayattaki en büyük ayartmalardan biridir ve bu da korkularımızdan kaynaklanır. Ve paniğin her biçiminin kendi kaynakları vardır. Bazıları yalnızca bir yanılsamadan kaynaklanır, bazıları ise gerçekten daha fazla ve daha büyüktür.
Dünyada ulusal marşı “Korkma!” diye başlayan tek ülkenin çocuklarının korkular ve korkuluklarla yaşayan insanlar olması utanç verici değil mi?.. Sekülerlerimizin muhafazakarların tarlalarına ve muhafazakarlarımızın da sekülerlerin tarlalarına artık korkuluklar dikmeyi bırakmalı. Siyasilerimize ve aydınlarımıza düşen görev; sekülerleri, ulusalcıları, sağcıları, solcuları, muhafazakarları, dindarları ve liberalleri bu korkular ve korkuluklardan kurtarmak için farkındalık oluşturmalarıdır.