Hava Durumu

Çatışma Koridorlarından Ticaret Koridorlarına

Yazının Giriş Tarihi: 10.06.2026 22:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.06.2026 09:11

Geçtiğimiz günlerde eski bir derginin sararmış sayfaları arasında Hicaz Demiryolu’nun ilk makinistlerinden Muhammed Burûzî ile yapılmış uzun bir röportaja rastladım. Burûzî, aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen Şam’dan Medine’ye uzanan hattın istasyonlarını, kilometrelerini ve yolculuk sürelerini büyük bir titizlikle anlatıyordu. Dera’dan Maan’a, Tebük’ten Medâin-i Salih’e kadar bütün duraklar hâlâ hafızasındaydı. Onun anlattıkları yalnızca bir demiryolunun hikâyesi değildi; çölleri aşan bir medeniyet iradesinin, insanları ve şehirleri birbirine bağlayan büyük bir fikrin hikâyesiydi. Tam da bu röportajı okuduğum günlerde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında Riyad’da demiryolu iş birliği ve bağlantısallığın güçlendirilmesine yönelik mutabakat zaptının imzalanması, tarihin bazen unutulmuş sayfalarından çıkıp yeniden günümüze yürüdüğünü düşündürdü. Çünkü 118 yıl önce susturulan rayların yeniden konuşmaya başlaması gibi bir gelişmeyle karşı karşıyayız.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında imzalanan mutabakat, ilk bakışta teknik bir ulaştırma anlaşması gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Suudi Arabistan’ı Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye bağlayacak olan bu hattın uzun vadede Umman’a ve Hint Okyanusu’na kadar uzatılması hedefleniyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun da ifade ettiği gibi bu proje, yalnızca ulaştırma ve lojistik alanındaki iş birliğini değil, teknoloji, altyapı, eğitim ve insan kaynağı alanlarında da yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Son yıllarda bölgemizde yaşanan savaşlar, Kızıldeniz’deki krizler ve küresel ticaret yollarında meydana gelen kırılmalar, alternatif ulaşım koridorlarının ne kadar hayati olduğunu ortaya koydu. Bu nedenle söz konusu hat yalnızca iki ülkeyi değil, bölgenin geleceğini ilgilendiren stratejik bir koridor niteliği taşıyor.

Ancak burada özellikle altını çizmek gereken önemli bir husus var. Bu girişimi geçmişin romantik imparatorluk hayalleri üzerinden okumak doğru değildir. Bugün ne Osmanlı Devleti vardır ne de bir asır önceki siyasi şartlar. Bu birliktelik bir imparatorluk projesi değil; ortak menfaatlerin, ortak ekonomik çıkarların ve ortak stratejik ihtiyaçların ortaya çıkardığı yeni bir iş birliği modelidir. Dünyanın hızla değiştiği, ticaret yollarının yeniden şekillendiği ve jeopolitiğin ulaştırma koridorları üzerinden tanımlandığı bir dönemde ülkeler ya birbirlerine bağlanacak ya da küresel rekabetin dışında kalacaktır. Bu nedenle Türkiye ile Suudi Arabistan arasında kurulan bu yeni demiryolu vizyonu, geçmişe özlem duyanların değil, geleceği inşa etmek isteyenlerin projesidir.

Muhammed Burûzî’nin hatıralarında dikkat çeken bir başka husus da Hicaz Demiryolu’nun yalnızca raylardan ve lokomotiflerden ibaret olmamasıdır. Onun anlattığı dünyada trenler sadece yolcu taşımıyordu; fikir taşıyor, ticaret taşıyor, haber taşıyor ve şehirler arasında yeni ilişkiler kuruyordu. Maan’a hattın ulaştığı günlerde yapılan kutlamaları, okunan kasideleri ve halkın sevinç gösterilerini anlatırken aslında bir ulaşım projesinin nasıl bir medeniyet hamlesine dönüştüğünü de anlatmış oluyordu. Çünkü yollar sadece coğrafyayı değiştirmez; insanların birbirine bakışını da değiştirir. Bir liman, bir otoyol veya bir demiryolu hattı bazen yıllarca süren siyasi söylemlerden daha güçlü sonuçlar doğurabilir.

Bir asır önce Hicaz Demiryolu’nun durdurulmasıyla birlikte Ortadoğu’nun parçalandığını, şehirlerin birbirinden uzaklaştığını ve ticaret yollarının kesintiye uğradığını gördük. Bugün ise tam tersine yeni bağlantılar kurma çağındayız. Küresel güçler enerji koridorları, limanlar, dijital ağlar ve demiryolları üzerinden yeni ittifaklar oluştururken bizim coğrafyamızın da kendi bağlantı haritasını yeniden çizmesi gerekiyor. Türkiye’den başlayıp Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e, oradan Umman’a ve Hint Okyanusu’na uzanacak bir demiryolu hattı yalnızca ekonomik bir güzergâh değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın da omurgası olabilir. Çünkü ticaretin geçtiği yerden çoğu zaman çatışma değil iş birliği doğar.

Muhammed Burûzî’nin lokomotif penceresinden gördüğü manzara ile bugün bizim önümüzde duran manzara arasında aslında büyük bir benzerlik var. O gün insanlar rayların çölleri aşmasına hayret ediyordu; bugün ise ülkeler yeniden birbirine bağlanmanın yollarını arıyor. Demir yolları yeniden döşeniyor, yeni koridorlar kuruluyor ve yeni stratejik ortaklıklar şekilleniyor. Belki de Hicaz Demiryolu’nun yüz yılı aşan hikâyesinin bize bıraktığı en önemli ders budur: Coğrafyayı fethetmenin devri kapanmıştır. Artık coğrafyayı birbirine bağlayabilenler kazanacaktır. Şehirleri birbirine bağlayan yollar, milletleri birbirine yaklaştırır; milletleri birbirine yaklaştıran hatlar ise savaşlardan daha güçlü, sınır çizgilerinden daha kalıcıdır. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında atılan bu adımın asıl anlamı da burada yatmaktadır. Bu, geçmişin gölgesinde yaşamak değil; tarihten güç alarak geleceğe doğru yeni bir yol inşa etmektir…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.