Uluslararası siyasette bazı eşikler vardır; o eşik aşıldığında sınırlar yerinde kalsa bile ülke aynı ülke olarak kalmaz. Bugün İran tam olarak böyle bir eşiğin ötesine geçti. Rejim değişir mi değişmez mi, bu ayrı bir tartışma. Ama şu gerçek artık inkâr edilemez: İran bundan sonra eski İran olmayacak.
Bu tespiti yapmak için ideolojik tartışmalara girmeye gerek yok. Ekonomik veriler, toplumsal tablo ve bölgesel dengeler tek başına yeterli.
Son yıllarda İran ekonomisi alarm veren bir tablo çiziyordu. Enflasyon uzun süredir yüzde 40’lar seviyesinde. Ulusal para birimi riyal son on yılda dramatik biçimde değer kaybetti. Genç işsizlik oranı yüksek, orta sınıf hızla eriyor, satın alma gücü ciddi biçimde düşmüş durumda. Bir zamanlar bölgesel ekonomik güç olarak görülen İran, bugün kişi başı gelirde ve yatırım çekme kapasitesinde bölgesindeki birçok ülkenin gerisine düştü.
Bu tablo yalnızca yaptırımların sonucu değil. İran yönetiminin yıllardır sürdürdüğü ekonomik tercihlerin ve siyasi önceliklerin de önemli payı var. Kapalı ekonomik yapı, yatırım ortamının zayıflaması, uluslararası finans sisteminden kopuş ve kaynakların önemli bölümünün dış politika ve güvenlik harcamalarına yönelmesi ekonomiyi kırılgan hale getirdi. Bugün yaşanan kırılma, bir anda ortaya çıkmış bir kriz değil; uzun süredir biriken sorunların doğal sonucu.
Toplumsal cephede de tablo farklı değil. Son yıllarda sıklaşan protestolar, ekonomik memnuniyetsizliğin ve gelecek kaygısının derinleştiğini gösteriyor. Genç nüfusun beklentileri ile mevcut sistem arasındaki mesafe giderek açılıyor. Orta sınıfın küçülmesi, gelir dağılımının bozulması ve hayat pahalılığı ülkedeki sosyal dengeleri ciddi biçimde zorluyor.
Bu noktada şu benzetme artık abartı sayılmaz: İran, yeni bir Irak ya da yeni bir Suriye olma riskinin kapısına gelmiş durumda. Bu ifade “yarın rejim yıkılacak” anlamına gelmiyor. Ancak devlet kapasitesinin aşınması, ekonominin zayıflaması, dış baskının artması ve toplumun gerilmesi aynı anda yaşandığında ülkeler geri dönülmez bir değişim sürecine girer. Irak ve Suriye de bu sürecin başında tam olarak böyle görünüyordu.
Bugün İran için konuşulan mesele rejim değişikliği değil, devletin gücünün ve manevra alanının daralmasıdır. Ekonomik kırılganlık arttıkça dış baskıya direnç azalır. Dış baskı arttıkça iç gerilim büyür. Bu kısır döngü, ülkeleri yavaş ama kalıcı biçimde dönüştürür.
Bu nedenle mesele bir liderin, bir saldırının ya da tek bir olayın ötesinde. İran uzun süredir biriken sorunların ağır faturasını ödeyeceği yeni bir döneme girmiş bulunuyor.
Belki sınırlar aynı kalacak. Belki yönetim yapısı da kısa vadede değişmeyecek. Ancak gerçek değişti. İran artık daha kırılgan, daha yalnız ve daha zor bir dönemin içinde.
Ve bazı değişimler vardır ki geri dönüşü olmaz. İran için o eşik artık geride kaldı.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Soner ZORLUOĞLU
İran artık eski İran değil
Uluslararası siyasette bazı eşikler vardır; o eşik aşıldığında sınırlar yerinde kalsa bile ülke aynı ülke olarak kalmaz. Bugün İran tam olarak böyle bir eşiğin ötesine geçti. Rejim değişir mi değişmez mi, bu ayrı bir tartışma. Ama şu gerçek artık inkâr edilemez: İran bundan sonra eski İran olmayacak.
Bu tespiti yapmak için ideolojik tartışmalara girmeye gerek yok. Ekonomik veriler, toplumsal tablo ve bölgesel dengeler tek başına yeterli.
Son yıllarda İran ekonomisi alarm veren bir tablo çiziyordu. Enflasyon uzun süredir yüzde 40’lar seviyesinde. Ulusal para birimi riyal son on yılda dramatik biçimde değer kaybetti. Genç işsizlik oranı yüksek, orta sınıf hızla eriyor, satın alma gücü ciddi biçimde düşmüş durumda. Bir zamanlar bölgesel ekonomik güç olarak görülen İran, bugün kişi başı gelirde ve yatırım çekme kapasitesinde bölgesindeki birçok ülkenin gerisine düştü.
Bu tablo yalnızca yaptırımların sonucu değil. İran yönetiminin yıllardır sürdürdüğü ekonomik tercihlerin ve siyasi önceliklerin de önemli payı var. Kapalı ekonomik yapı, yatırım ortamının zayıflaması, uluslararası finans sisteminden kopuş ve kaynakların önemli bölümünün dış politika ve güvenlik harcamalarına yönelmesi ekonomiyi kırılgan hale getirdi. Bugün yaşanan kırılma, bir anda ortaya çıkmış bir kriz değil; uzun süredir biriken sorunların doğal sonucu.
Toplumsal cephede de tablo farklı değil. Son yıllarda sıklaşan protestolar, ekonomik memnuniyetsizliğin ve gelecek kaygısının derinleştiğini gösteriyor. Genç nüfusun beklentileri ile mevcut sistem arasındaki mesafe giderek açılıyor. Orta sınıfın küçülmesi, gelir dağılımının bozulması ve hayat pahalılığı ülkedeki sosyal dengeleri ciddi biçimde zorluyor.
Bu noktada şu benzetme artık abartı sayılmaz: İran, yeni bir Irak ya da yeni bir Suriye olma riskinin kapısına gelmiş durumda. Bu ifade “yarın rejim yıkılacak” anlamına gelmiyor. Ancak devlet kapasitesinin aşınması, ekonominin zayıflaması, dış baskının artması ve toplumun gerilmesi aynı anda yaşandığında ülkeler geri dönülmez bir değişim sürecine girer. Irak ve Suriye de bu sürecin başında tam olarak böyle görünüyordu.
Bugün İran için konuşulan mesele rejim değişikliği değil, devletin gücünün ve manevra alanının daralmasıdır. Ekonomik kırılganlık arttıkça dış baskıya direnç azalır. Dış baskı arttıkça iç gerilim büyür. Bu kısır döngü, ülkeleri yavaş ama kalıcı biçimde dönüştürür.
Bu nedenle mesele bir liderin, bir saldırının ya da tek bir olayın ötesinde. İran uzun süredir biriken sorunların ağır faturasını ödeyeceği yeni bir döneme girmiş bulunuyor.
Belki sınırlar aynı kalacak. Belki yönetim yapısı da kısa vadede değişmeyecek. Ancak gerçek değişti. İran artık daha kırılgan, daha yalnız ve daha zor bir dönemin içinde.
Ve bazı değişimler vardır ki geri dönüşü olmaz. İran için o eşik artık geride kaldı.