Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunu finans değil, rekabet değil, hatta kriz de değil. Asıl mesele; insanı yönetememek. Daha açık söyleyeyim: Pek çok kurum, insan kaynaklarını yönetemiyor… Aksine, insan kaynakları tarafından yönetiliyor. Hatta çoğu zaman, farkında bile olmadan içeriden yavaş yavaş sabote ediliyor.
Sert bir cümle kuracağım:
Bugün Türkiye’de birçok işletme, kendi insan kaynaklarının işgali altındadır.
Çünkü insan kaynakları dediğimiz yapı, artık insanı anlamaktan uzaklaştı. Dosya yönetiyor, süreç yönetiyor, prosedür yönetiyor… ama insan yönetemiyor. CV’ler arasında kaybolmuş, diploma fetişizmine kapılmış, gerçek kabiliyeti görme yetisini kaybetmiş bir sistemden söz ediyoruz.
Oysa mesele basit:
İnsanı sevmeyen, insanı anlayamaz.
İnsanı anlayamayan, doğru insanı bulamaz.
Doğru insanı bulamayan ise, büyüyemez.
Bugün iş ilanlarına bakın…
“3 yıl tecrübe”, “iyi derecede yabancı dil”, “X programına hakim”, “Y okul mezunu”…
Peki soruyorum: Yeni mezun bu tecrübeyi nerede kazanacak?
Bir yandan gençlere “kendinizi geliştirin” diyoruz, diğer yandan kapıları kapatıyoruz. Sonra da “nitelikli eleman bulamıyoruz” diye şikâyet ediyoruz. Bu bir çelişki değil, bu doğrudan bir yönetim zaafıdır.
Yeni çağda en değerli şey diploma değil, kabiliyettir.
Diploma bir giriş bileti olabilir ama oyunu kazandıran şey yetenektir.
Dünyada artık şirketler “kabiliyet avcılığı” yapıyor. İnsan kaynakları departmanları, CV toplayan memuriyetlerden çıkıp, potansiyel keşfeden stratejik yapılara dönüşüyor. Çünkü biliyorlar ki; geçmiş başarılar değil, gelecekte üretilecek değer şirketi ayakta tutar.
Ama bizde hâlâ şu anlayış var:
“Bu işi daha önce yapmış mı?”
Ben başka bir soru soruyorum:
“Bu işi daha iyi yapabilir mi?”
Aradaki fark, şirketlerin kaderini belirliyor.
Bir diğer mesele de şu:
İnsan, birçok kurumda hâlâ “kaynak” değil, “maliyet” olarak görülüyor.
Oysa insan maliyet değildir, yatırımdır.
Doğru insana yapılan yatırım, en yüksek getirili yatırımdır.
Yanlış insan ise, en pahalı hatadır.
Bugün birçok patron, fabrikanın makinesine gösterdiği özeni çalışanına göstermiyor. Makine arızalanınca hemen müdahale ediyor, ama çalışan tükenince “yerine başkasını buluruz” diyor. İşte tam bu noktada kaybediyorlar.
Çünkü makine üretir…
Ama insan, şirketin ruhunu oluşturur.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek var:
Paranızı kaybedebilirsiniz, yeniden kazanırsınız.
Pazarınızı kaybedebilirsiniz, yeniden kurarsınız.
Ama doğru insanı kaybederseniz… işte onu geri getiremezsiniz.
Yeni nesil insan kaynakları, artık bir departman değil; bir vizyon meselesidir.
Diploma değil potansiyel, geçmiş değil gelecek, prosedür değil insan odaklı bir yapı kurulmadıkça; hiçbir şirket sürdürülebilir başarı yakalayamaz.
Son sözüm net:
Tecrübe arayanlar dikkat…
Siz insanın dününü değil, yarınını işe alın.
Aksi halde;
CV’ler dolu olur, koltuklar dolu olur…
Ama şirketler boşalır.
Ve kimse nedenini anlayamaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Soner ZORLUOĞLU
İNSAN KAYNAKLARI MI, İNSAN KAYBI MI?
Türkiye’de şirketlerin en büyük sorunu finans değil, rekabet değil, hatta kriz de değil. Asıl mesele; insanı yönetememek. Daha açık söyleyeyim: Pek çok kurum, insan kaynaklarını yönetemiyor… Aksine, insan kaynakları tarafından yönetiliyor. Hatta çoğu zaman, farkında bile olmadan içeriden yavaş yavaş sabote ediliyor.
Sert bir cümle kuracağım:
Bugün Türkiye’de birçok işletme, kendi insan kaynaklarının işgali altındadır.
Çünkü insan kaynakları dediğimiz yapı, artık insanı anlamaktan uzaklaştı. Dosya yönetiyor, süreç yönetiyor, prosedür yönetiyor… ama insan yönetemiyor. CV’ler arasında kaybolmuş, diploma fetişizmine kapılmış, gerçek kabiliyeti görme yetisini kaybetmiş bir sistemden söz ediyoruz.
Oysa mesele basit:
İnsanı sevmeyen, insanı anlayamaz.
İnsanı anlayamayan, doğru insanı bulamaz.
Doğru insanı bulamayan ise, büyüyemez.
Bugün iş ilanlarına bakın…
“3 yıl tecrübe”, “iyi derecede yabancı dil”, “X programına hakim”, “Y okul mezunu”…
Peki soruyorum: Yeni mezun bu tecrübeyi nerede kazanacak?
Bir yandan gençlere “kendinizi geliştirin” diyoruz, diğer yandan kapıları kapatıyoruz. Sonra da “nitelikli eleman bulamıyoruz” diye şikâyet ediyoruz. Bu bir çelişki değil, bu doğrudan bir yönetim zaafıdır.
Yeni çağda en değerli şey diploma değil, kabiliyettir.
Diploma bir giriş bileti olabilir ama oyunu kazandıran şey yetenektir.
Dünyada artık şirketler “kabiliyet avcılığı” yapıyor. İnsan kaynakları departmanları, CV toplayan memuriyetlerden çıkıp, potansiyel keşfeden stratejik yapılara dönüşüyor. Çünkü biliyorlar ki; geçmiş başarılar değil, gelecekte üretilecek değer şirketi ayakta tutar.
Ama bizde hâlâ şu anlayış var:
“Bu işi daha önce yapmış mı?”
Ben başka bir soru soruyorum:
“Bu işi daha iyi yapabilir mi?”
Aradaki fark, şirketlerin kaderini belirliyor.
Bir diğer mesele de şu:
İnsan, birçok kurumda hâlâ “kaynak” değil, “maliyet” olarak görülüyor.
Oysa insan maliyet değildir, yatırımdır.
Doğru insana yapılan yatırım, en yüksek getirili yatırımdır.
Yanlış insan ise, en pahalı hatadır.
Bugün birçok patron, fabrikanın makinesine gösterdiği özeni çalışanına göstermiyor. Makine arızalanınca hemen müdahale ediyor, ama çalışan tükenince “yerine başkasını buluruz” diyor. İşte tam bu noktada kaybediyorlar.
Çünkü makine üretir…
Ama insan, şirketin ruhunu oluşturur.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek var:
Paranızı kaybedebilirsiniz, yeniden kazanırsınız.
Pazarınızı kaybedebilirsiniz, yeniden kurarsınız.
Ama doğru insanı kaybederseniz… işte onu geri getiremezsiniz.
Yeni nesil insan kaynakları, artık bir departman değil; bir vizyon meselesidir.
Diploma değil potansiyel, geçmiş değil gelecek, prosedür değil insan odaklı bir yapı kurulmadıkça; hiçbir şirket sürdürülebilir başarı yakalayamaz.
Son sözüm net:
Tecrübe arayanlar dikkat…
Siz insanın dününü değil, yarınını işe alın.
Aksi halde;
CV’ler dolu olur, koltuklar dolu olur…
Ama şirketler boşalır.
Ve kimse nedenini anlayamaz.