Türkiye’de gazetecilik uzun yıllar boyunca bir meslekten öte, bir takip işiydi. Bir iddia ortaya atıldığında gazeteci bunun peşine düşerdi. Belge aranır, tanık konuşulur, dosyalar açılır; sonuç alınana kadar konu gündemden düşmezdi. Gazetecinin gücü, sesinden değil, elindeki bilgiden gelirdi.
Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Soru şu:
Son yıllarda, kamuoyunu sarsan, güçlü belgelerle desteklenmiş, gerçek anlamda araştırmacı kaç haber hatırlıyoruz?
Sorunun cevabı bizi rahatsız ediyor. Çünkü gürültü çok, içerik zayıf. Yorumlar artmış, araştırma azalmış durumda. Gazetecilik, olayları ortaya çıkarmaktan çok olaylar hakkında konuşmaya indirgenmiş halde.
Bu dönüşümle birlikte yeni bir olgu ortaya çıktı: “iktidar gazetecisi” ve “muhalefet gazetecisi.” Oysa gazeteciliğin doğasında bu ayrım yoktur. Gazeteci, kimin iktidarda olduğuna değil, gerçeğin nerede saklandığına bakar. Ancak bugün birçok isim, gerçeğin peşine düşmek yerine, ait olduğu siyasi pozisyonu korumayı tercih ediyor.
Bunun en önemli nedeni, siyasetin doğrudan konuşmaktan kaçınmasıdır. Siyasi aktörler kararlarını ve mesajlarını artık açık biçimde savunmak yerine, kulisler ve gazeteci yorumları üzerinden dolaşıma sokuyor. Böyle olunca gazeteci, sorgulayan değil; aktaran bir role itilmiş oluyor.
Bu rol değişimi iki sonucu beraberinde getiriyor.
Birincisi, siyaset sorumluluktan uzaklaşıyor.
İkincisi, gazetecilik güven kaybediyor.
Gazeteci belge sunmadığında, yalnızca görüş sunduğunda; kamuoyu neye inanacağını şaşırıyor. Haber ile yorum arasındaki sınır silindikçe, gazetecilik mesleği de itibarsızlaşıyor. Çünkü güven, tekrarla değil, kanıtla inşa edilir.
Buradaki mesele iktidar ya da muhalefet eleştirisi yapmak değil. Asıl mesele, gazetecinin gazeteci kalıp kalamadığıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha sert cümleler değil, daha sağlam dosyalardır. Daha yüksek sesle konuşan isimler değil, daha çok soru soran gazetecilerdir.
Gazetecilik alkış toplamak için yapılmaz. Rahatsız etmek içindir.
Uzun zamandır kamuoyunu gerçekten rahatsız eden, konfor alanlarını bozan bir gazetecilik pratiğiyle karşılaşmıyoruz.
Siyasetin konuşmadığı, gazeteciliğin ise belge üretmediği bir yerde; kaybolan sadece meslek değildir.
Toplum, gerçeğe ulaşma imkânını kaybeder.
Ve bu, her şeyden daha tehlikelidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Soner ZORLUOĞLU
Gazetecilik Neyi Kaybetti?
Türkiye’de gazetecilik uzun yıllar boyunca bir meslekten öte, bir takip işiydi. Bir iddia ortaya atıldığında gazeteci bunun peşine düşerdi. Belge aranır, tanık konuşulur, dosyalar açılır; sonuç alınana kadar konu gündemden düşmezdi. Gazetecinin gücü, sesinden değil, elindeki bilgiden gelirdi.
Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Soru şu:
Son yıllarda, kamuoyunu sarsan, güçlü belgelerle desteklenmiş, gerçek anlamda araştırmacı kaç haber hatırlıyoruz?
Sorunun cevabı bizi rahatsız ediyor. Çünkü gürültü çok, içerik zayıf. Yorumlar artmış, araştırma azalmış durumda. Gazetecilik, olayları ortaya çıkarmaktan çok olaylar hakkında konuşmaya indirgenmiş halde.
Bu dönüşümle birlikte yeni bir olgu ortaya çıktı: “iktidar gazetecisi” ve “muhalefet gazetecisi.” Oysa gazeteciliğin doğasında bu ayrım yoktur. Gazeteci, kimin iktidarda olduğuna değil, gerçeğin nerede saklandığına bakar. Ancak bugün birçok isim, gerçeğin peşine düşmek yerine, ait olduğu siyasi pozisyonu korumayı tercih ediyor.
Bunun en önemli nedeni, siyasetin doğrudan konuşmaktan kaçınmasıdır. Siyasi aktörler kararlarını ve mesajlarını artık açık biçimde savunmak yerine, kulisler ve gazeteci yorumları üzerinden dolaşıma sokuyor. Böyle olunca gazeteci, sorgulayan değil; aktaran bir role itilmiş oluyor.
Bu rol değişimi iki sonucu beraberinde getiriyor.
Birincisi, siyaset sorumluluktan uzaklaşıyor.
İkincisi, gazetecilik güven kaybediyor.
Gazeteci belge sunmadığında, yalnızca görüş sunduğunda; kamuoyu neye inanacağını şaşırıyor. Haber ile yorum arasındaki sınır silindikçe, gazetecilik mesleği de itibarsızlaşıyor. Çünkü güven, tekrarla değil, kanıtla inşa edilir.
Buradaki mesele iktidar ya da muhalefet eleştirisi yapmak değil. Asıl mesele, gazetecinin gazeteci kalıp kalamadığıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey daha sert cümleler değil, daha sağlam dosyalardır. Daha yüksek sesle konuşan isimler değil, daha çok soru soran gazetecilerdir.
Gazetecilik alkış toplamak için yapılmaz. Rahatsız etmek içindir.
Uzun zamandır kamuoyunu gerçekten rahatsız eden, konfor alanlarını bozan bir gazetecilik pratiğiyle karşılaşmıyoruz.
Siyasetin konuşmadığı, gazeteciliğin ise belge üretmediği bir yerde; kaybolan sadece meslek değildir.
Toplum, gerçeğe ulaşma imkânını kaybeder.
Ve bu, her şeyden daha tehlikelidir.