Bazıları eline silah almaz. Ama insanın umudunu, hayallerini, yarınlarını öldürür.
Son yıllarda öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki yalnızca insanlar ölmüyor; umutlar, hayaller, yarınlar da ölüyor.
TÜİK’in 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre Türkiye’de 4 bin 599 kişi intihar nedeniyle hayatını kaybetti. 2024 yılında bu sayı 4 bin 509’du. Kaba intihar hızı da yüz binde 5,27’den 5,36’ya yükseldi.
Ve tablonun en acı taraflarından biri gençler.
25-29 yaş aralığındaki gençlerin verilerde öne çıkması bize aslında başka bir şey söylüyor:
Ne oluyor bize?
Gençler neden bu noktaya geliyor?
Neden bir insan, daha hayatının başındayken yaşamdan vazgeçmeyi düşünüyor?
Ekonomik sıkıntılar mı?
Tükenmişlik mi?
Gizli depresyon mu?
Arkadaşları tarafından uğradığı zorbalık mı?
Aile içi şiddet mi?
İlişkilerinde yaşadığı yıkım mı?
Yoksa bütün bunların üst üste binmesi mi?
Bazen dışarıdan bakıyoruz.
Gülümsüyor.
Çalışıyor.
Arkadaşlarıyla konuşuyor.
Hayatına devam ediyor gibi görünüyor.
Ama içeride ne yaşadığını bilmiyoruz.
Belki de en tehlikelisi bu.
Bilmiyoruz.
Yakınlarına sorulduğunda çoğu zaman aynı cümleleri duyuyoruz:
“Hiç belli etmedi.”
“Keşke bilseydik.”
“Keşke bize söyleseydi.”
“Hiç sesini duymadık.”
Peki o sesi neden duyamadık?
Neden bir insan yardım istemeden önce çevresindeki hiç kimse onun acısını fark edemedi?
Hepimiz acı çekiyoruz.
Herkesin bir acısı, herkesin taşıdığı bir yükü var. Yarıştırmak istersek herkesin acısı birbirinden farklı.
Ama acıyı yarıştırmanın da bir anlamı yok.
Çünkü birinin acısı diğerinden küçük değildir.
Bugün belki yanımızda oturan, gülen, konuşan, “iyiyim” diyen birinin içinde nasıl bir savaş verdiğini bilmiyoruz.
O yüzden artık birbirimize sadece “Nasılsın?” diye sormak yetmiyor.
Cevabını gerçekten duymamız gerekiyor.
Çünkü bazı insanlar yardım istemeyi beceremez.
Bazıları acısını anlatamaz.
Bazıları ise anlatır ama biz dinlemeyiz.
Ve sonra geriye tek bir soru kalır:
Neyi görmedik?
Belki de asıl mesele intiharın kendisinden önce başlayan o sessiz çığlığı duyabilmek.
Çünkü insanı ölüme götüren yalnızca bir an değildir.
Bazen yıllarca biriken acıdır.
Ve biz o acıyı görmezsek, yarın bir başka hayalin daha öldüğünü seyretmek zorunda kalırız.
Acıyı görmeden insanı kurtaramayız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Seher ZAĞLI
UYANIN,ÖLÜYORLAR!..
En tehlikeli katiller.
Manipülatörler, narsistler, sadistler, sosyopatlar, psikopatlar, gaslighter’lar, Makyavelistler, kontrolcüler, pasif-agresifler, mağduriyet manipülatörleri…
Bazıları eline silah almaz. Ama insanın umudunu, hayallerini, yarınlarını öldürür.
Son yıllarda öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki yalnızca insanlar ölmüyor; umutlar, hayaller, yarınlar da ölüyor.
TÜİK’in 2025 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ne göre Türkiye’de 4 bin 599 kişi intihar nedeniyle hayatını kaybetti. 2024 yılında bu sayı 4 bin 509’du. Kaba intihar hızı da yüz binde 5,27’den 5,36’ya yükseldi.
Ve tablonun en acı taraflarından biri gençler.
25-29 yaş aralığındaki gençlerin verilerde öne çıkması bize aslında başka bir şey söylüyor:
Ne oluyor bize?
Gençler neden bu noktaya geliyor?
Neden bir insan, daha hayatının başındayken yaşamdan vazgeçmeyi düşünüyor?
Ekonomik sıkıntılar mı?
Tükenmişlik mi?
Gizli depresyon mu?
Arkadaşları tarafından uğradığı zorbalık mı?
Aile içi şiddet mi?
İlişkilerinde yaşadığı yıkım mı?
Yoksa bütün bunların üst üste binmesi mi?
Bazen dışarıdan bakıyoruz.
Gülümsüyor.
Çalışıyor.
Arkadaşlarıyla konuşuyor.
Hayatına devam ediyor gibi görünüyor.
Ama içeride ne yaşadığını bilmiyoruz.
Belki de en tehlikelisi bu.
Bilmiyoruz.
Yakınlarına sorulduğunda çoğu zaman aynı cümleleri duyuyoruz:
“Hiç belli etmedi.”
“Keşke bilseydik.”
“Keşke bize söyleseydi.”
“Hiç sesini duymadık.”
Peki o sesi neden duyamadık?
Neden bir insan yardım istemeden önce çevresindeki hiç kimse onun acısını fark edemedi?
Hepimiz acı çekiyoruz.
Herkesin bir acısı, herkesin taşıdığı bir yükü var. Yarıştırmak istersek herkesin acısı birbirinden farklı.
Ama acıyı yarıştırmanın da bir anlamı yok.
Çünkü birinin acısı diğerinden küçük değildir.
Bugün belki yanımızda oturan, gülen, konuşan, “iyiyim” diyen birinin içinde nasıl bir savaş verdiğini bilmiyoruz.
O yüzden artık birbirimize sadece “Nasılsın?” diye sormak yetmiyor.
Cevabını gerçekten duymamız gerekiyor.
Çünkü bazı insanlar yardım istemeyi beceremez.
Bazıları acısını anlatamaz.
Bazıları ise anlatır ama biz dinlemeyiz.
Ve sonra geriye tek bir soru kalır:
Neyi görmedik?
Belki de asıl mesele intiharın kendisinden önce başlayan o sessiz çığlığı duyabilmek.
Çünkü insanı ölüme götüren yalnızca bir an değildir.
Bazen yıllarca biriken acıdır.
Ve biz o acıyı görmezsek, yarın bir başka hayalin daha öldüğünü seyretmek zorunda kalırız.
Acıyı görmeden insanı kurtaramayız.