Biz kadınlar… Aynaya her baktığımızda gördüğümüz o yüz, o beden; bize ait olan ama çoğu zaman bize yabancılaşan bir hikâyenin taşıyıcısı. Anne, eş, kız çocuğu… Hepsi biziz. Ve evet, hepimiz bir şekilde güzeliz ama neden bu kadar sık kendimizle savaş halindeyiz?
Son yıllarda bedenimizle kurduğumuz ilişki tuhaf bir dönüşümden geçiyor. Estetik müdahaleler, bitmeyen diyetler, kusursuzluk arayışı… Bunlar gerçekten bizim seçimimiz mi, yoksa içimize işlenmiş bir eksiklik duygusunun dışa vurumu mu?
Bedenimize bakışımız çoğu zaman bir sevgi dili değil, bir eleştiri dili.Sanki bedenimiz bize ait değil de sürekli düzeltilmesi gereken bir proje. Oysa bir durup sormak gerek: Bu kadar müdahale, bu kadar memnuniyetsizlik… Biz bedenimizden neyin intikamını alıyoruz?
Belki de mesele beden değil. Belki de mesele, yıllarca içimize işleyen “yeterli değilsin” fısıltısı. Seçilmemek, beğenilmemek, kabul görmemek korkusu. Toplumun, medyanın, hatta en yakınımızdakilerin bilinçli ya da bilinçsiz dayattığı o görünmez standartlar. Güzellik algısı sabit değil; zamana, kültüre ve güce göre şekil değiştiriyor. Dün makbul olan bugün yetersiz, bugün övülen yarın kusur ilan ediliyor ama değişmeyen tek şey, bu döngünün en ağır bedelini yine kadınların ödüyor oluşu. Biraz daha dolgun dudaklar, biraz daha ince bir bel, biraz daha pürüzsüz bir cilt…
Parça parça “iyileştirirken” aslında bütünü kaybediyoruz. Kendimizi. Oysa bedenimiz düşmanımız değil. O bizim evimiz. Bizi hayatta tutan, taşıyan, iyileştiren bir yer. Ona yönelttiğimiz her sert söz, her acımasız bakış aslında kendimize dönüyor. Belki de artık başka bir yerden bakmanın zamanı gelmiştir. Bedenimizi düzeltilecek bir hata değil, anlaşılacak bir hikâye olarak görmek…
Onunla kavga etmek yerine onu dinlemek çünkü gerçek soru şu: Bedenimizi değiştirdiğimizde gerçekten huzura mı ulaşıyoruz, yoksa sadece içimizdeki boşluğu yeni bir aynayla mı örtüyoruz?
Sevgili kadınlar, belki de ihtiyacımız olan şey daha kusursuz bir beden değil; daha şefkatli bir bakış. Kendimize. Unutmayalım: Kendimizle barışmadan hiçbir aynada güzel görünmeyeceğiz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Seher ZAĞLI
Bedenimizden Neyin İntikamını Alıyoruz?
Biz kadınlar… Aynaya her baktığımızda gördüğümüz o yüz, o beden; bize ait olan ama çoğu zaman bize yabancılaşan bir hikâyenin taşıyıcısı. Anne, eş, kız çocuğu… Hepsi biziz. Ve evet, hepimiz bir şekilde güzeliz ama neden bu kadar sık kendimizle savaş halindeyiz?
Son yıllarda bedenimizle kurduğumuz ilişki tuhaf bir dönüşümden geçiyor. Estetik müdahaleler, bitmeyen diyetler, kusursuzluk arayışı… Bunlar gerçekten bizim seçimimiz mi, yoksa içimize işlenmiş bir eksiklik duygusunun dışa vurumu mu?
Bedenimize bakışımız çoğu zaman bir sevgi dili değil, bir eleştiri dili.Sanki bedenimiz bize ait değil de sürekli düzeltilmesi gereken bir proje. Oysa bir durup sormak gerek: Bu kadar müdahale, bu kadar memnuniyetsizlik… Biz bedenimizden neyin intikamını alıyoruz?
Belki de mesele beden değil. Belki de mesele, yıllarca içimize işleyen “yeterli değilsin” fısıltısı. Seçilmemek, beğenilmemek, kabul görmemek korkusu. Toplumun, medyanın, hatta en yakınımızdakilerin bilinçli ya da bilinçsiz dayattığı o görünmez standartlar. Güzellik algısı sabit değil; zamana, kültüre ve güce göre şekil değiştiriyor. Dün makbul olan bugün yetersiz, bugün övülen yarın kusur ilan ediliyor ama değişmeyen tek şey, bu döngünün en ağır bedelini yine kadınların ödüyor oluşu. Biraz daha dolgun dudaklar, biraz daha ince bir bel, biraz daha pürüzsüz bir cilt…
Parça parça “iyileştirirken” aslında bütünü kaybediyoruz. Kendimizi. Oysa bedenimiz düşmanımız değil. O bizim evimiz. Bizi hayatta tutan, taşıyan, iyileştiren bir yer. Ona yönelttiğimiz her sert söz, her acımasız bakış aslında kendimize dönüyor. Belki de artık başka bir yerden bakmanın zamanı gelmiştir. Bedenimizi düzeltilecek bir hata değil, anlaşılacak bir hikâye olarak görmek…
Onunla kavga etmek yerine onu dinlemek çünkü gerçek soru şu: Bedenimizi değiştirdiğimizde gerçekten huzura mı ulaşıyoruz, yoksa sadece içimizdeki boşluğu yeni bir aynayla mı örtüyoruz?
Sevgili kadınlar, belki de ihtiyacımız olan şey daha kusursuz bir beden değil; daha şefkatli bir bakış. Kendimize. Unutmayalım: Kendimizle barışmadan hiçbir aynada güzel görünmeyeceğiz.