Bir cümle insanın zihnine yıllar sonra geri döner.
Tanıştığımız emekli bir deniz subayı sohbet sırasında şöyle demişti:
“Deniz bilinmez bir dünyadır. Şakası olmaz. Biz bile temkinli yaklaşırız.”
O cümleyi bugün başka türlü anlıyorum.
Çünkü deniz bilinmez olabilir.
Ama insanın ihmali bilinmez değildir.
Can yeleği bellidir.
Kurtarma filikası bellidir.
Personelin eğitimi bellidir.
Denetim bellidir.
Acil durum prosedürü bellidir.
Bunların hiçbiri kader değildir.
Kıbrıs’ta yaşanan felaketin görüntülerini izleyemedim. Bakamadım. Uyuyamadım.
Yemek yemeye bile utandım.
Çünkü bir annenin çocuğunun ardından dizlerine vurarak söylediği o “Keşke…” kelimesi insanın boğazına düğümleniyor.
Keşke can yeleği olsaydı…
Keşke personel eğitimli olsaydı…
Keşke kurtarma filikaları hazır olsaydı…
Keşke gerekli denetim yapılmış olsaydı…
Keşke birileri “Bir şey olmaz” demek yerine “Ya olursa?” diye sorsaydı.
İşte asıl meselemiz burada başlıyor.
Biz felaketlerden sonra çok iyi üzülüyoruz.
Çok iyi başsağlığı diliyoruz.
Çok iyi “milletimizin başı sağ olsun” diyoruz.
Sonra birkaç gün geçiyor.
Gündem değişiyor.
Unutuyoruz.
Ta ki başka bir anne aynı çığlığı atana kadar…
Bu düzen böyle mi devam edecek?
Önce ihmal edilecek.
Sonra bir şey olacak.
Sonra “çok üzgünüz” denilecek.
Sonra sorumlular aranacak.
Sonra raporlar hazırlanacak.
Sonra herkes birbirine bakacak.
Sonra zaman geçecek.
Ve en sonunda yine birileri çıkıp:
“Takdir-i ilahi.”
diyecek.
Hayır.
Her ölüm kader değildir.
Kader dediğimiz şey, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran sihirli bir kelime değildir.
Eğer güvenlik önlemleri alınmadıysa, eğitim verilmediyse, ekipman eksikse, denetim yapılmadıysa ve bunların sonucunda insanlar hayatını kaybettiyse…
Sorulması gereken ilk soru “Neden oldu?” değil, “Neden önlenmedi?” olmalıdır.
Hukuken kimin hangi ölçüde sorumlu olduğunu elbette soruşturma ve mahkemeler belirleyecek.
Ama toplum olarak bizim de bir sorumluluğumuz var:
Unutmamak.
Çünkü unutulan her ihmal, bir sonraki felaketin hazırlığıdır.
Bir can yeleği…
Bir eğitim…
Bir denetim…
Bir kurtarma filikası…
Bir doğru karar…
Bazen bir insanın hayatıyla ölüm arasındaki fark sadece bunlardan biridir.
O yüzden benim için Kıbrıs’ta yaşananlar artık yalnızca bir deniz kazası değildir.
Bu, insan hayatına verdiğimiz değerin aynasıdır.
Ve eğer gerçekten ihmal varsa, yalnızca utanmak yetmez.
Çünkü bazı hatalar özürle kapanmaz.
Bazı ihmaller “keşke” ile geçiştirilemez.
Bazı kayıpların ardından susmak, acıya ortak olmaktır.
Ben kabul etmiyorum.
Kıbrıs’ta bir annenin “keşke” diye dizlerine vurduğu yerde, bizim de artık susmamamız gerekiyor.
Çünkü insan hayatı kader kadar ucuz, ihmal kadar değersiz görülemez.
Kaderi sorgulamak kolaydır.
Asıl zor olan, sorumluyu bulup hesap sormaktır.
Ve benim sorum çok basit:
Kıbrıs’ta o insanlar neden kurtarılamadı?
Bu sorunun cevabı, bir annenin ömrü boyunca taşıyacağı “keşke”den çok daha değerlidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Füsun Deniz YILMAZ
KIBRIS’TA ÖLÜM: KADER Mİ, İHMAL Mİ?
Bir cümle insanın zihnine yıllar sonra geri döner.
Tanıştığımız emekli bir deniz subayı sohbet sırasında şöyle demişti:
“Deniz bilinmez bir dünyadır. Şakası olmaz. Biz bile temkinli yaklaşırız.”
O cümleyi bugün başka türlü anlıyorum.
Çünkü deniz bilinmez olabilir.
Ama insanın ihmali bilinmez değildir.
Can yeleği bellidir.
Kurtarma filikası bellidir.
Personelin eğitimi bellidir.
Denetim bellidir.
Acil durum prosedürü bellidir.
Bunların hiçbiri kader değildir.
Kıbrıs’ta yaşanan felaketin görüntülerini izleyemedim. Bakamadım. Uyuyamadım.
Yemek yemeye bile utandım.
Çünkü bir annenin çocuğunun ardından dizlerine vurarak söylediği o “Keşke…” kelimesi insanın boğazına düğümleniyor.
Keşke can yeleği olsaydı…
Keşke personel eğitimli olsaydı…
Keşke kurtarma filikaları hazır olsaydı…
Keşke gerekli denetim yapılmış olsaydı…
Keşke birileri “Bir şey olmaz” demek yerine “Ya olursa?” diye sorsaydı.
İşte asıl meselemiz burada başlıyor.
Biz felaketlerden sonra çok iyi üzülüyoruz.
Çok iyi başsağlığı diliyoruz.
Çok iyi “milletimizin başı sağ olsun” diyoruz.
Sonra birkaç gün geçiyor.
Gündem değişiyor.
Unutuyoruz.
Ta ki başka bir anne aynı çığlığı atana kadar…
Bu düzen böyle mi devam edecek?
Önce ihmal edilecek.
Sonra bir şey olacak.
Sonra “çok üzgünüz” denilecek.
Sonra sorumlular aranacak.
Sonra raporlar hazırlanacak.
Sonra herkes birbirine bakacak.
Sonra zaman geçecek.
Ve en sonunda yine birileri çıkıp:
“Takdir-i ilahi.”
diyecek.
Hayır.
Her ölüm kader değildir.
Kader dediğimiz şey, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran sihirli bir kelime değildir.
Eğer güvenlik önlemleri alınmadıysa, eğitim verilmediyse, ekipman eksikse, denetim yapılmadıysa ve bunların sonucunda insanlar hayatını kaybettiyse…
Sorulması gereken ilk soru “Neden oldu?” değil, “Neden önlenmedi?” olmalıdır.
Hukuken kimin hangi ölçüde sorumlu olduğunu elbette soruşturma ve mahkemeler belirleyecek.
Ama toplum olarak bizim de bir sorumluluğumuz var:
Unutmamak.
Çünkü unutulan her ihmal, bir sonraki felaketin hazırlığıdır.
Bir can yeleği…
Bir eğitim…
Bir denetim…
Bir kurtarma filikası…
Bir doğru karar…
Bazen bir insanın hayatıyla ölüm arasındaki fark sadece bunlardan biridir.
O yüzden benim için Kıbrıs’ta yaşananlar artık yalnızca bir deniz kazası değildir.
Bu, insan hayatına verdiğimiz değerin aynasıdır.
Ve eğer gerçekten ihmal varsa, yalnızca utanmak yetmez.
Çünkü bazı hatalar özürle kapanmaz.
Bazı ihmaller “keşke” ile geçiştirilemez.
Bazı kayıpların ardından susmak, acıya ortak olmaktır.
Ben kabul etmiyorum.
Kıbrıs’ta bir annenin “keşke” diye dizlerine vurduğu yerde, bizim de artık susmamamız gerekiyor.
Çünkü insan hayatı kader kadar ucuz, ihmal kadar değersiz görülemez.
Kaderi sorgulamak kolaydır.
Asıl zor olan, sorumluyu bulup hesap sormaktır.
Ve benim sorum çok basit:
Kıbrıs’ta o insanlar neden kurtarılamadı?
Bu sorunun cevabı, bir annenin ömrü boyunca taşıyacağı “keşke”den çok daha değerlidir.