Manisa’da yaşananlara “felaket” mi demeli, “rezalet” mi?
Aslında kelime seçmenin pek bir önemi yok.
Çünkü ortada bir sonuç var.
Bir çocuk eline tüfek alıp okula gidiyor.
Ve biz yine sonucu konuşuyoruz.
Peki o çocuk tüfeği eline alana kadar ne oldu?
Kimse görmedi mi?
Kimse duymadı mı?
Anne ve babası çocuğundan bu kadar mı habersizdi?
Çocuğunuzun ne izlediğini biliyor musunuz?
Kimlerle konuştuğunu?
Neye öfkelendiğini?
Neyi normal sandığını?
Yoksa çocuk eve geldiğinde “Benim çocuğum yapmaz.” deyip dosyayı kapatıyor muyuz?
Ben bunları boşuna sormuyorum.
Kızımın gittiği okulda, bazı velilerin sorumsuz tavırları nedeniyle çocukların birbirlerine ve çevrelerine yönelik kontrolsüz davranışlarını defalarca dile getirdim.
Söylediklerimin arkasındayım.
Çünkü bugün küçük gördüğümüz bir davranışın, yarın çok daha büyük bir soruna dönüşebileceğini görmek için illa bir felaket yaşanması gerekmemeli.
Bir başka soru:
Okulda öğretmene saldıran bir veli olduğunda kaç kişi gerçekten ses çıkarıyor?
Kaç kişi “Bu kabul edilemez.” diyebiliyor?
Kaç kişi kendi çocuğunun değil, bütün çocukların güvenliğini düşünüyor?
Çocuklarımızı korumak, onların her yaptığını savunmak değildir.
Tam tersine…
Bazen çocuğumuza “Hayır.” diyebilmektir.
Yanlış yaptığında karşısında durabilmektir.
Şiddeti “çocuktur yapar” diyerek normalleştirmemektir.
Ve en önemlisi, kendi çocuğumuzdan bile haberdar olabilmektir.
Çünkü çocuklarımızı yalnızca okulun, öğretmenin, rehberlik servisinin ya da devletin yetiştirmesini bekleyemeyiz.
Çocuğun ilk okulu evdir.
Ve bazı soruları artık birbirimize değil, önce kendimize sormamız gerekiyor:
Ben çocuğumdan gerçekten haberdar mıyım?
Yoksa sadece başına bir şey gelmediği sürece iyi bir anne-baba olduğumu mu sanıyorum?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Füsun Deniz YILMAZ
ÇOCUĞUNUZDAN HABERİNİZ VAR MI?
Manisa’da yaşananlara “felaket” mi demeli, “rezalet” mi?
Aslında kelime seçmenin pek bir önemi yok.
Çünkü ortada bir sonuç var.
Bir çocuk eline tüfek alıp okula gidiyor.
Ve biz yine sonucu konuşuyoruz.
Peki o çocuk tüfeği eline alana kadar ne oldu?
Kimse görmedi mi?
Kimse duymadı mı?
Anne ve babası çocuğundan bu kadar mı habersizdi?
Çocuğunuzun ne izlediğini biliyor musunuz?
Kimlerle konuştuğunu?
Neye öfkelendiğini?
Neyi normal sandığını?
Yoksa çocuk eve geldiğinde “Benim çocuğum yapmaz.” deyip dosyayı kapatıyor muyuz?
Ben bunları boşuna sormuyorum.
Kızımın gittiği okulda, bazı velilerin sorumsuz tavırları nedeniyle çocukların birbirlerine ve çevrelerine yönelik kontrolsüz davranışlarını defalarca dile getirdim.
Söylediklerimin arkasındayım.
Çünkü bugün küçük gördüğümüz bir davranışın, yarın çok daha büyük bir soruna dönüşebileceğini görmek için illa bir felaket yaşanması gerekmemeli.
Bir başka soru:
Okulda öğretmene saldıran bir veli olduğunda kaç kişi gerçekten ses çıkarıyor?
Kaç kişi “Bu kabul edilemez.” diyebiliyor?
Kaç kişi kendi çocuğunun değil, bütün çocukların güvenliğini düşünüyor?
Çocuklarımızı korumak, onların her yaptığını savunmak değildir.
Tam tersine…
Bazen çocuğumuza “Hayır.” diyebilmektir.
Yanlış yaptığında karşısında durabilmektir.
Şiddeti “çocuktur yapar” diyerek normalleştirmemektir.
Ve en önemlisi, kendi çocuğumuzdan bile haberdar olabilmektir.
Çünkü çocuklarımızı yalnızca okulun, öğretmenin, rehberlik servisinin ya da devletin yetiştirmesini bekleyemeyiz.
Çocuğun ilk okulu evdir.
Ve bazı soruları artık birbirimize değil, önce kendimize sormamız gerekiyor:
Ben çocuğumdan gerçekten haberdar mıyım?
Yoksa sadece başına bir şey gelmediği sürece iyi bir anne-baba olduğumu mu sanıyorum?