Hava Durumu

İLBER ORTAYLI

Yazının Giriş Tarihi: 15.03.2026 17:17
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.03.2026 17:18

Kader bazı gayretlere ikbâl ve hatta iştihâr şansı verirken kimi mümtaz kıymetler cemiyette hak ettiği itibar ve alakayı göremeden göçer giderler. Tipi, konuşması, sosyal iletişim tarzı umumî kabul görmelerine mâni olur da sadece ehlinin istifade ettiği bir kaynak olarak kalırlar.

İlber Ortaylı, Halil İnalcık’a talebe olmanın verdiği saygınlığı, ihtisas alanındaki gayret ve çalışkanlığıyla güzel bir genel kabul fırsatına çevirmişti. Bu sâyede bilhassa 90’larda yıldızı parladı ve haklı bir şöhrete kavuştu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, Devlet-i Âl-i Osmân’ın devamı gören, ecdadını inkâra yönelen Kemalist tezlere karşı Devlet-i Âliyyenin inkâr değil iftihar edilmesi gereken bir devlet tecrübemiz olduğunu kendinden emin ve iknâ edici bir edayla savunan iyi tarihçilerimizdendi.

Fatih’in büyüklüğünü, Sultan Abdülhamit’in dehasını, Osmanlı Devlet Yapısının siyasal ve sosyal yönleriyle meth’ü sena edilecek veçhelerini, Türk Tarihini 1919’dan başlatan cahil cumhuriyet çocuklarına anlatarak, ecdattan utanma kompleksinin aşılmasına katkı sundu. Bu gayret ve muvaffâkiyeti siyâsî iktidar tarafından da muhafazakâr kitle tarafından da takdir edildi ve ödüllendirildi. Ama Osmanlı Toplumu ve Devlet Yapısı hakkında isabetli ve nesafetli tespitler yapan akademisyen tavrı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu aklı ve icraatları söz konusu olduğunda kıymet hükmü beyan etmeyen nâkilcilik şekline evriliyordu.Üstelik nakilleri son derece ayıklamacı olup yeni rejimin baş aktörlerini ve icraatlerini meşrulaştırıcı tarzdaydı. Yani ilim ve kültür çevrelerine hâkim iktidar ve ideoloji kemalizm olduğu için bu ideolojiyi nakzedecek, yaralayacak yakın tarih gerçeklerini mümkünse dillendirmiyor, mümkün değilse hâkim söylemin koristliğini tercih ediyordu. Hakikatin solistliğine yakın tarih açısından hiç soyunamadı. Çünkü bu alan muhataralıydı ve her sınıftan kabul görme konforunu bozabilirdi.

Bir hadisenin sadece realitesini aktarmak, objektif kalma bahanesiyle veritesinden kaçınmak tarihçiyi yalnızca vakanüvist yapar. Milli veya beynelmilel arenada cereyan eden her türlü siyasal ve sosyal hadisâtı belli seviyede bilen bir tarihçi olarak İlber Ortaylı ve benzerlerinin, vâkıaların sadece şe’niyetine dikkat kesilip hakkiyyeti noktasında sükût etmeleri, insanımızın yakın tarihte meydana gelen her meş’um işi “devrim şartları” mazeretiyle kabullenmesine sebep oldu.Vebâle girdiler.

“Oldu, yapıldı, yapılmadı” cümlelerinin yanına “doğruydu, yanlıştı, tashihe muhtaçtı” hükümlerini koyma cesareti gösteremeyenler medeniyetlere inşâî bir katkı sunamazlar. İlber Ortaylı, Cumhuriyet nesillerinin Büyük Osmanlı Devleti ve tarihini doğru bilmeleri ve dolayısıyla geçmişleriyle sıhhatli irtibat kurabilmeleri açısından müspet katkı vermiş, öldürücü şöhrete kadar ecdâdımızı doğru idrak etme meyanında hizmet görmüştür. Lakin genç nesillerin yakın tarihe dair sahih bilgiyi tahsil etmelerinde ve kurulan yeni rejimin laik/seküler tercihlerinin, milletimizin geleneksel kodlarına uygun olmadığını anlamalarında yol gösterici ya da tashih edici bir fonksiyon ifâ edememiştir. Bu bağlamda resmî tarih tezinin hilâf-ı hakîkat ezberlerini bile bile tekrar etmiş, suya sabuna dokunmamıştır.

Onca tarihî ve kültürel müktesebatına rağmen kuşatıcı ve kucaklayıcı bir tarih ve toplum felsefesi üretememiş, medeniyet projesi ortaya koymamış, hakikatin bilinmesi ve hâkim olması derdiyle dertlenmemiştir. Mukâyeseli tarih okumalarını en güzel surette yapabilecek ilmî yeterliliğine rağmen “batıcılık” reçetesinin bizim hastalıklarımıza uygun bir reçete olmadığını dillendirememiştir. Ülkemizin ya da insanlığın içine düştüğü medeniyet krizlerine çözüm üretme noktasında inşâî bir çığır açamamış, böylesi yüksek bir ideal ufku maalesef çizememiştir.

Realite resmetmeyi, realiteyi daha iyiye doğru dönüştürecek fikrî ve fiilî müdahalede bulunmaktan daha fazla önemsemiştir. Gezmeye, okumaya, araştırmaya, yemeye, içmeye, ekonomik ya da fizîkî olarak imkân bulamayanlar, genel kültürünün karşısında sükût edip kendisini şaşkınlıkla dinledikçe sadece anlatmanın hazzını yaşar hale gelmiş ve zamanla yeterince iyi dinlenilmediğinde ya da tasdik edilmediğinde hırçınlaşan nazlı ve alıngan bir ihtiyara dönüşmüştür. Duruşunun ve konuşmasının her tarafından akan ve zamanla komedyenler için mizah unsuru haline gelen “Âlim ve âkil benim, siz ne bilirsiniz, cahilsiniz” tavrıyla itici bir kişiliğe bürünmüş, cüziyyât bilmeyi doğru akletme ve allâme olma zannetmiştir.

2000’lerin başına kadar son derece velûd ve cesur tarzda olan siyâsî tarihçiliği, iltifat ve şöhret karşısında olduğu yerde donmuş, akademik hayatının başında benimsediği Devlet-i Âliyye vizyonu, Atatürkçülük sığlığına doğru seyretmeye başlamıştır. “Kemalizm kutsaldır. Laf eden elenir” dediğinde muhafazakârlar nezdindeki ilmî ve entellektüel itibarını bitirmişti. “Eskiden Filistinli demek arazi satıp yaşayan insan demekti” dediğinde vicdan sahibi her ferdi hayal kırıklığına uğrattı. Bebekler öz yurtlarında bombalanırken demişti bunu. “Ayasofya müze olarak kalmalı” derken medeniyetler arasındaki gâlibiyet/mâğlubiyet remzlerine de ümmetin coşkusuna da ruhen uzaktı. Mevzuya sadece dünya kültür mirası zâviyesinden bakıyor, “Kılıç hakkı”na vurgu yapan Murat Bardakçı kadar bile yerlilik ve millîlik şuuru sergileyemiyordu. Hakka nisbetle temin edilen itibar hakka ihanet edildiğinde Hakk tarafından istirdâd edilir. Emsali çoktur.

Bir insan hem Osmanlı bakiyesi şuurlu bir islam münevveri hem Cumhuriyet Türkiye’sinin yönünü batıya dönmüş laik, seküler ve modern aydını olamaz. Olmaya çalışırsa tezatlara boğulur. İletişim ve bilgilenme imkanlarının geldiği nokta itibariyle her yerde farklı kimlikle dolaşma imkânı da bertaraf olmuştur. İnsanlar dinlerler, çelişkileri not ederler ve bir gün suratınıza vururlar. Sözün şehvetine kapılana, alkışın cazibesine aldanana çok yüzlülüğün hesabı sorulur. Çünkü bir yerde doğru ve yanlış ictima etti mi nihâi hükümde yanlışın çürütücülüğü esas alınır. Zira bir damla bevl bir sürahi suyu içilmez kılar. Hakîkat bâtıla bulanınca ehli ayıklar, ehli olmayan ise külliyen reddeder ki korunabilsin.

Tüm bu sebeplerle Fatih Camii Haziresine defnedilmesi kararı hatadır. İlmi ve genel kültürünün yanına böylesi taltifi hak edecek Müslüman bir şahsiyet portresi koyamamış, cesâret ve Hakka sadâkat gerektiren kritik meselelerde umumî itibarını kullanarak tarihî bir duruş sergileyememiştir.

İlber Ortaylı benim kalbimin sukût-u hayâl kabristanlığında 20 yılı aşkındır zaten yatıyor. Değil Fatih Hazîresi, Cennet’ül Muallâya defnedilse değişmez. Zaten ölen bir daha ölmez.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.