Hava Durumu

Hiç şüphe yok o bir delidir!

Yazının Giriş Tarihi: 11.05.2026 22:22
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.05.2026 22:24

وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ

«Hiç şüphe yok o bir delidir» derler.

Kalem Sûresi 51.Ayet.

Devr-i câhiliyyede fâsık ve fâcirler, ehl-i iffeti, sâhib-i ilim ve mârifeti “mecnun” olmakla itham ederler. Çünkü hakikat bilgisinden ve o bilginin vesile olduğu ahlaklı yaşayıştan öyle uzak düşmüşlerdir ki hikmetli sözler onlara divâne zırvası, dürüst amel ise ahmaklık emâresi olarak görünür. Asıl olan ârızî, istisnâ olması gereken umumî hale gelir.

Bu, Efendimiz (A.S)ın bi’seti zamanı olan yedinci yüzyıl Arap yarımadasında böyle olduğu gibi şimdi de aynen böyle.

Zîrâ güçlü olanın mütekebbir ve zâlim olduğu, ahlaksızlığın, kavmiyetçiliğin , faizciliğin , fuhşun alelâdeleştiği , can ve mal emniyetinin olmadığı her devir câhiliyye devri, bu vasatın mütehakkık olduğu her coğrafya câhilliye mıntıkasıdır.

Takdir edilecektir ki burda mevzu-u bahs olan cehâlet, okuma/yazma bilmeme ya da formel tahsil görmeme anlamında değildir. Zaten bu vasıf câhillik değil ümmîlik olarak ifade edilir.Bir Mucize-i Kurâniyye ve Nebeviyye olarak Peygamber Efendimiz de ümmîdir, fakat aynı zamanda bütün âlemler için hakikat bilgisinin ve hikmet-i ameliyyenin yegâne kaynağı olma derecesinde âlim ve âriftir.

Dolayısıyla yukarıda vurgulamaya gayret ettiğim cehâlet, hakkı ve hayrı bilmeme ,bu bilgisizlikle yaşama iken bunun zıddı olan ilim sahibi olma ise eşya ve hadiseleri vakıa mutabık sahih bilgiyle bilme ve bu bilgiyle âmil olma anlamındadır.

“Cehâlet” mefhumunun bu anlamıyla modern dünya umumu itibariyle artık bir cahiliye mahalli haline geldi denebilir mi? Acizane kanaatim “evet.” Zîrâ kapitalizm, sömürgecilik, hazcılık, inkarcılık, ahlaksızlık neredeyse tüm dünyâ halkları için hâkim hayat tarzı olmuş durumdadır.

Peki lafı çok uzatmadan sadede gelirsek, dünya genelinde tablo buysa , bir mümin ne yapmalı , bahse konu vaziyet karşısında nasıl bir hayat yaşamalı?

Bu noktada mümince takınılması gerekli tavrı tek tek tâdâd etmek yerine yazıma serlevha olarak seçtiğim ayet-i celileyi odağa koyarak asra yabancılaşmanın ve genel kabullere itiraz etmenin getirebileceği psikolojik kopuş ve yıpranmalara Kurânî bir direnç mesnedi bulmak istedim ve bu çerçevede fikir ve hissiyatımı okuyucuyla paylaşmayı faydalı buldum.

Biz her şeyden önce apartmanımız, sokağımız, mahallemiz, köyümüz, semtimiz, akrabalarımız, sosyal çevremiz gibi şahsî muhitimiz başta olmak üzere her mahal ve mevkide cahiliyye telakkilerini yıkıcı tutum ve tavır içinde olmalıyız.

Modernite zehrini yutmuş, sürüye kapılmış, genele tabi olmuş olanların “ bu adam/kadın deli” demesine aldırmamak şöyle dursun bu yaftayı cahiliye ahlakından bir ibrâname telakki ederek ve hatta sünnete ittibâ nişânı görerek hüsnü kabul ile kabul etmeli , zâhir ve bâtınımızla, hâl ve kâlimizle mezkur dünya görüşüne itiraz etmeli, ehl-i cehâletle aynîleşmeyi reddetmeliyiz.

Zira hem yazının başına iliştirdiğim ayet-i celîleden ve hem de tabiinin büyüklerinden Hasan-ı Basrî Hazretlerinin “Sahabeleri görseydiniz deli zannederdiniz.Onlar sizi görseydi bunlar müslüman değil, derdi” sözünden anlıyoruz ki taammüm etmiş bâtıl üzerine bir ihtilal yapmanın en temel şartı “mecnun” yaftasını rızâ ile kabul etmektir.

Fuhuş ucuzladığında iffeti kuşanana, faizi kat kat alma imkanı verken ticârî riskleri ve bereketi tercih edene, yığıp yığıp yarınları garanti etmek mümkünken infak ve tasadduku, vakıf ve îmârı iltizam edene, makam ve mevkiinin nüfuzunu kullanıp menfaatler temin etmek kolayken amme velayetini beyt’ül mâle el sürmeme prensibiyle icrâ edene, böyle olmayanlar, bu ahlakı kuşanamayanlar “deli” diyor mu bugün? Evet diyorlar. Deli demeyen en azından ahmak, aptal, saf diyor mu? Maalesef.

Bugün insanlar aldatabileceği ve soyabileceğini aldatıp soymayana sersem nazarıyla bakıyorlar. Namusla, dürüstlükle iş yaptığından aynı şartlardaki akranlarının, meslektaşlarının gerisinde kalanı “iş bilmez” diye etiketliyorlar.

Helal midir , temiz midir, meşrû mudur, doğru mudur diye sorana müstehzî bir gülüşle “geç bunları üstad, gemisini yürüten kaptan” diye mukabelede bulunuyor, “ kim çalmıyor ki” zırvasını meşrûiyet veya mâkuliyet gerekçesi, vicdan rahatlatma aparatı yapıyorlar.

Yetki ya da nüfûz sahibi tanıdığına tevessül etmeyen, adlî ya da idârî müracaatlarda “parasını ver istediğini al” tarzı çalışanlara tavassutu ahlâkî görmeyen insanlara “şifa bulmaz keriz” muamelesi yapıyorlar.

Mekke müşrikleri, “Dilersen seni başımıza kral yapalım. İste seni Mekke’nin en zengini yapalım. İste seni Mekke’nin en güzel kızları ile evlendirelim. “ şeklinde teklif götürdüklerinde; “Vallahi sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz tebliğ vazifesini ifâdan vazgeçmem” buyuran Peygambere şüphesiz “mecnun” nazarıyla bakıyorlardı. Çünkü bu teklif, kendi bâtıl dünya telakkileri açısından çok büyüktü ve bunu reddetmek delilikti.Fakat Efendimizin ortaya koyduğu tereddütsüz red tavrı nübüvvet vazifesinin mutlak gereğiydi.

Bu gün İslâm Peygamberine ittibâ iddia eden her Müslüman, modern cahiliyyenin tabulaştırdığı bütün bâtıl telakkîleri, bedeli ne olursa olsun Allah’a kul, Rasülüne ümmet olmanın verdiği şuurla katî surette reddetmelidir. Tevhid aşkına sarayı terk ederek adlarına sure inecek kadar Rablerini memnun eden Ashab-Kehif gibi, ana babasının zengin yuvasını bırakıp Medine’ye hicret eden, orada Ensar’ı İslam’a davet eden ve Uhud’da üzerini örtecek kadar elbisesi kalmamış bir halde şehit olan Musâb bin Umeyr gibi, nefs terbiyesi derdine kadılığı bırakıp Bursa sokaklarında ciğer satan Aziz Mahmut Hüdayi gibi…

Hak ve hakikat namına “deli” diye tahkire, “saf, ahmak , aptal” diye tezyife aldırmadan bu müstekîm duruşa , mağlup edilemez kıyâma en az 7. yy Arap yarımadası kadar ihtiyacımız var.

Hudud tanımaz çıplaklığa hayâ ve tesettürle,

faiz, bahis ve kumara alın teriyle,

fuhuş ve sapkınlığa aile ve iffetle,

rüşvet, iltimas ve yolsuzluğa hak,liyakat ve doğrulukla,

hazcılık ve nefsaniyete helalle kifâyet ve faziletle,

sekülarizm ve dünyevileşmeye iman ve tedeyyün ile

şımarıklık ve tekebbüre, vakar ve tevâzûyla,

kavmiyetçiliğe kardeşlik ve eşitlikle mukâbele edip tüm dünyaya iyiliğin galibiyeti için umut olmaya devam etmeliyiz.

Böylesine adanmış gözü kara kahramanlara hep “deli” dediler. Târihî gerçekleri haykıranlara, “aldatılıyorsunuz” diyenlere, “bu yol çıkmaz sokaktır, yapmayın” çığlığı atanlara mecnunluk isnad ettiler. Belli ki Mevlâ bâtıla karşı hak namına kıyâm eden her hakikat fedâyisini lutfen mezkur ayetin mâsadakı kılmakta.

Ve kadim hikmet “deli olmadan veli olamazsın” derken de bu esrarı fısıldadı belki.

Ne mutlu mahbûbuna , hak mefkûresine sadakati, “mecnun” diye yaftalanma noktasına varanlara. Tağutların, deccallerin, şeytanların uykusunu kaçıran ve bir gün tahtlarını başlarına geçirecek olan o iman, amel, ihsan ve ittibâ kahramanlarına nihâyetsiz minnet’ü şükrân, her türlü ihtirâm…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.