Epstein Adası: Muâsır Medeniyetler Seviyesinin Üstü
Yazının Giriş Tarihi: 03.02.2026 19:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.02.2026 19:05
Seçim nutuklarında siyasiler, okul sınıflarında öğretmenler, kültür programlarında aydınlar(!) bir hedef gösterdi bize: Muasır medeniyetler seviyesi ya da çağdaş uygarlık seviyesi. Biz hangi medeniyet seviyesindeydik de muasırlar çizgisinden geri kalmıştık ya da hiç mi medenî bir millet değildik gibi sorular beynimizi gıcıklasa da bunları nasıl soracaktık ki? Aklı başında herkes o hedefi işaret ediyordu.
Tarih ve sosyal bilimler kitaplarımıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hikâyesi 1919’da başlamıştı. Daha doğrusu milletimizin Araplaşma esareti bu tarihte bitmişti. Ülke fakir, uzun harpler sonrası nüfus az ve keyfiyetsiz, millet aç ve cahildi. Osmanlı hanedanı payitahtta sefahat içinde yaşarken diğer coğrafyalar ihmal edilmiş, millet artan vergiler,bitmeyen savaşlar, her tarafta başlayan isyanlar, dağa çıkıp yol kesen eşkıyalar elinde sersefil olmuştu. Ama geri kalmışlığımız esasen dinle olan sıkı ilişkimizdendi ve imânîmüşterekliğimiz bizi coğrafyamızın doğusuna, Arap kültür ve medeniyetine ait kılıyordu. Halbuki topraklarımızın batısı Hristiyan Avrupa’ya uzanıyordu. Greko-Latin, Roma-Germen, Anglo Saxon terkiplerine dayalı Hristiyan Avrupa’yı düşman ve yabancı bilmiştik. Bunun değişmesi lazımdı. Hayat orda, özgürlük orda, refah orda, bilim teknik orda, medeniyet ordaydı. Batıya tahsile giden çocuklarımız bu ictimai nizam ve intizama, zenginlik ve hürriyete hayran olup gelmişler ve birer müstağrip olmuşlardı. Gereği için düğmeye basıldı. Artık öyle bir toplum mühendisliği ve zihniyet dönüşümü yapılacaktı ki biz batıya aidiyet, doğuya yabancılık duyacaktık. Alfabemiz, yazımız, kanunlarımız, kılık kıyafetimiz, adetlerimiz gerekirsekökten dinimiz değişmeliydi. Çünkü medeniyet yalnızca Batı’da vardı ve Batılılaşmadan medenîleşilemezdi.
Selçuklu ve Osmanlı kökümüzden ve hatta tüm İslam geçmişimizden teberrî etmeden bizi bu medenîlik okuluna kaydetmeyeceklerdi. Batılı olmak için can atan bir toplumun başında Doğu’nun manevî önderi Halife’nin ne işi olabilirdi ki? Onu da def ettik. Def ettik ki mâşuk-u dilrubâmız bize bir defa göz kırpsın, rıza nazarıyla bakıversin. Neleri vermezdik. Ama olmadı. O nikah nedense bir türlü tam kıyılamadı.Batının bize “çok barbarsınız, şunları tashih edin gelin” dediği her şeyi “seminâ ve atânâ” deyip yaptık ama afîtâb-ı şahânemiz siyâseten bizi bir türlü bağrına basmadı. Sevemedi.Çünkü biz unutmuşsak da Hristiyan Avrupa bin yıla yakın zaman bizden yediği dayağı unutamıyor, Türk’ü Müslüman kimliği dışında tahayyül edemiyordu. Ama biz ona fena tutulmuştuk ve bu platonik aşkta ısrar ettik.
Aslında ilkin Cumhuriyeti kuran irade batıya meftun ise de milletimiz bu âşufteyi pek sevimli ve kendinden bulmazken, zamanla millet de Batı’yı mahbubu bilmiş, gitgide batılıya benzemiş ve sosyo kültürel anlamda Avrupa yaşam tarzına sıkı sıkıya adapte olmuştu. Devletimiz 1919’da doğmuş bir civanken sevdiceğimiz artık ancak makyajla taze görünebilen ve doğal hüsnünü kaybetmeye doğru seyreden bir haldeymiş ki siyâsî anlamda artık o eski heyecanımız kalmadı.Belki şöyle demek daha doğru olur: devletimiz fazla nazdan usanıp bu aşkı rafa kaldırdıysa da milletimiz insan hakları, demokrasi, hürriyet, bilim teknik, zenginleşme gibi değerlerin sahibini hâlâ batı olarak gördüğünden kültürel benzeşme gayretinden ve batılılaşma hülyasından, alafranga sevdasından vazgeçmedi. Zira doğuya her baktığında dini değerler adına birbirini öldüren eli silahlı ve tekfirci radikal örgütler, açlık, fakirlik, sömürü ve tüketim gören insanımız, batıya nazarettiğinde ise tüm metafizik mefhumlardan uzaklaşmış olsa dabarış içinde yaşayan insanlar, oldukça yüksek kişi başı millî gelir ve refah, üst düzey teknoloji kullanımı, hukuka riayet ve saygı, taammüm etmiş bir tokluk, şayan-ı takdir bir zenginlik ve üretim görmekte ya da kendisine öyle gösterilmektedir. Manzara böyle olunca da insanımız bir türlü sevdasını kalbine gömemiyor.
Batının zenginliği, doğunun sömürülmesine ve dolayısıyla fakirliğine dayanmakta mıdır? Demokrasi ihraç edilmeye çalışılan şark devletlerinde ictimâî kaos neden hiç bitmez? Niçin fiziken doğuda yer alan enerji kaynakları batılı devletlerce işlenir. Hammadde ve petrol rezervlerini batı ile paylaşmama perspektifi gösteren siyasetçilere neden siyasi ya da sosyal darbe yapılır? Batılı devletlere caiz olan nükleer silahlanma doğulu bir devlet söz konusu olduğunda neden uluslararası güvenliği ihlal bahanesiyle harb sebebi olur?
Batının kapitalist, emperyal ve sömürgeci çirkin yüzünü idrak ettirecek ve temel insan hakları, evrensel insânî değerler,beynelmilel hukuk, demokrasi, hümanizm gibi afyonlarla uyutulan fert ve cemiyetleri uyandırabilecek bu sualler üzerine düşünülse elbette batı=medeniyet aynîleştirmesinin son derece yanlış olduğu anlaşılabilecektir. Ama sinema salonlarında, spor arenalarında, konser meydanlarında, alkol masalarında, fuhuş bataklarında hazza yem olmuş insanlara bu sorular üzerine düşündürecek altyapıyı veremezsiniz. Hele bilgi ve haber edinme kaynaklarına hakimseniz, elinizde mazlumu zâlim, zâlimi mazlum gösterebilecek kuvvette algıyı yönetme imkânı veren sinema sektörü varsa, hakikî şeytanı, gerçek kâtili, asıl sömürgeciyi insanlara nasıl anlatacaksınız? Anlatılamadı da zaten.
Medeniyetin ve insan haklarının beşiği kabul edilen İngiltere, iş bu bebek yüzlü canavarın beyni ve Amerika,bedeni gibiydi. Her uzva para denen kan ile hayat pompalayan uluslararası ekonominin hâkimi ise Yahudiler’di. Göremedik, gösteremedik.
Milletimiz, Avrupa’nın yüz yıllarca süren din ve mezhep savaşlarını, akabinde ırkçılık kaynaklı kanlı tarihini, sömürdüğü Afrika ve Hint coğrafyasına, keşfettiği Amerika yerlilerine neler ettiğini bilmez. Bu nispeten normaldir. Ama ikinci cihan harbi, Afganistan bataklığı, Irak işgali, Mısır,Libya, Suriye kaosları gözümüzün önünde cerayan etmişken,hele Birinci dünya savaşında tüm sömürgeci batı başımıza üşüşüp bizi yok etmeye kastetmişken Maşuk-u Mutlakımız , kültürel kıblemiz telakki ettiğimiz Batı Medeniyetinin bu cinayetlerini milletimiz nasıl idrak edemez anlamıyorum. Mağlubun galibe hayran kalışı ve zihin dünyasında da yenilmesi midir bu zillet bilmiyorum. Avrupa ve Amerika’nın,Siyonist İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı destekleyişini,finansman ve askeri mühimmat sağlayışını görüp bu zulme dahi gerekli ve yeterli tepki gösteremeyişimiz ne ile izah edilir çözemiyorum. İnşallah füze rampaları ve savaş uçakları yönünü bize döndüğünde uyanmayız.
Fakat milletimizin yarı uykuda ve bîşuur olduğu bu vasatta mühim bir şey oldu. Batılı milyarderlerin, devlet başkanlığı seviyesine kadar siyasilerin, muhtelif monarşilerin başındaki kraliyet ailelerinin, meşhur Hollywood artistlerinin, bilmem ne ödüllü pop starlarının, Akademide söz ve şöhret sahibi bilim insanlarının, filozof vasfında mütefekkir şahsiyetlerin, dünyanın önde gelen teknoloji markalarınasahiplik edenlerin adının karıştığı, vahşi, korkunç, kan dondurucu bir skandal patladı: Epistein adası.
Bu zamana kadar uluslararası cinayetlerine türlü siyasi kılıflar bulan ya da üreten, astronomik bütçeli Hollywood süslemeleriyle de kendini aklayan batı dünyası, değil savunusu izahı dahi kâbil olmayan bir rezaletin kaynağı ve merkezi durumunda. Üstelik bu öyle suçta şahsilik denilip münferit suç dosyası olarak ele alınabilecek ebatta bir fecaat değil. Kapitalizmin, hedonizmin ve kendi ifadelerince “Tanrıyı tahtından indirmiş” her türlü sapkın “izmin” insanlığı nihâinoktada nereye sürüklediğini bize gösteren bir ibret aynası. Uluslararası bir suç şebekesi. Hala batıya hayranlık duyan,tarihinden ve köklerinden kopartılmış ve omurgasızlaştırılmışdoğu insanına tokat gibi bir ikaz. İşte heves ettiğiniz madde medeniyetinin ele başları.
Öncelikle cinsel istismar için, sonrasında belki avlayarak öldürmek, belki kanını ve sair organlarını gençleşme emellerinde kullanmak için çocuklar temin etmek, şeytanî ritüellerin ifa edildiği partiler tertip edip, bu çocukları ve kızları yukarıda saydığım her sınıftan elite sunmak. Hatta öldürüp etlerini yemek. Sağlıklı ve normal birey muhayyilesine sığmaz çirkinlikler ve azgınlıklar…
El ele yapmışlar, sıkıca gizlenmiş ve sızma durumlarında şantaj ve ortadan kaldırma yollarıyla pisliklerine devam etmişler. İşe vaziyet edeni kafesleyip sindirmişler,beceremezlerse öldürmüşler. Bunlar dünyayı idare edenler, parayı yönetenler, bilim, felsefe ve sanat adına konuşanlar. Yani bir bütün halinde batı Medeniyetinin üst düzey teorisyen ve pratisyenleri. Skandal, çok büyük isimlere uzandığı için ABD iç hukukunda da uluslararası hukukta da hâlâ tam bir ciddiyetle takip ediliyor sayılmaz. Siyasi söylem bazında bile derin bir sessizlik var. Anlaşılan o ki failler dünyada, adli merciler önünde yargılanamayacak, buna kalkışılsa devletlerarası dengelerin bozulacağı kadar güçlü ve nüfuzlu kişiler.
Bu sebeple yayınlanan belgeler, müesses hukuk nizamı için çok bir anlam ifade etmiyor. Ama muhakemenin maşeri vicdanda yapılması ve batının örttüğü şeytani gerçek yüzünün tüm dünya vatandaşları tarafından idrak edilmesi noktasında çok kıymetli. Umudum, bu ifşaların, insanımızın bu zamana kadar iflah olmaz bir hayranlık duyduğu batı dünyasının iğrenç veçhesini görmesine ve batı medeniyetsizliğinin nihai noktada insanlığı taşıyacağı felaket noktasını anlamasına vesile olması.
Tüm bu bağlamda bizi peşin peşin çağın gerisinde ve medeniyetten bî haber görüp muasır medeniyetler seviyesini hedef ittihaz ettirenlere Cemil Meriç’in ifadeleriyle cevap vermek istiyorum:
“‘Çağ-dışı' ithamı, ithamların en alçakcası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve Kapitalist Batı'nın abeslerine perestiş olsun? Fani ve milli abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir, asrileşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.”
"Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihâle etmesi ham bir hayaldir. Bu hayali çok pahalıya ödedik. Batılılaşmanın, batmak olduğunu idrak ettiğimiz zaman iş işten geçmişti. Bir medeniyet başka bir medeniyetten ancak malzeme alır. Bu malzeme bütün insanlığın ortak malıdır. Her müessese her iklimde gelişmez. Hangi müesseselerin hangi iklimlerde gelişeceği ancak uzun bir tefekkür ve sabırlı bir tetkik ile anlaşılır. Kendi tarihimizi, kendi ictimaibünyemizi bilmeden, tarihine yabancı olduğumuz, temellerine eğilmediğimiz, tezatlarından habersiz bulunduğumuz bir dünyanın siyasi müesseselerini aynen benimsemek hataların hatası idi."
Acaba şimdi bir daha düşünebilir miyiz? Batı ikliminde hangi müesseseler gelişmektedir? Barlara, spor salonlarına dönüştürülen kiliseler epstein adasına varan yolun hazin durakları değil midir? Mukaddes ve müteâl olandan tecridedilmiş pozitivizmin, hesap ve ahiret kaygısı duymayan kapitalizmin, hukuk ve adalet tanımayan emperyalizmin, hayvan hürriyetinden farksız başıbozuk hürriyet sunan liberalizmin insanlığa verdiği zehirli meyveleri görmeyecekmiyiz? Takriben on asır dünyaya medeniyet dersi vermiş, abide şahsiyetler ve mutantan eserler bırakmış İslam Medeniyetinin çocukları, daruşşafakalar, darülacezeler, aş evleri, imarethanelerle bir vakıf medeniyeti inşa etmiş ecdadın redd-i miras etmiş zavallı torunları , muasır medeniyetler seviyesinin zaten çok üstünde olduklarını idrak etmek için daha ne görecekler? Hedef diye öğretilen mezkûr seviyeye yürümenin bizim için terakkî değil tedennî olduğunu artık anlamayacaklar mı? “Batı Doğuya, dünya İslamâ muhtaç” diye ne zaman tereddütsüz ve özgüvenle haykıracağız. Yok eğer biz de fâş olmuş bu dipsiz rezilliğin, barbarlığın, alçaklığın meftunu olmaya devam edeceksek varsın kopsun kıyamet. Başka ne denir ki?
Alvarlı Efe Hazretlerinin niyazıyla: “Allah bizi insan eylesin.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Burhanettin ÇAĞIRICI
Epstein Adası: Muâsır Medeniyetler Seviyesinin Üstü
Seçim nutuklarında siyasiler, okul sınıflarında öğretmenler, kültür programlarında aydınlar(!) bir hedef gösterdi bize: Muasır medeniyetler seviyesi ya da çağdaş uygarlık seviyesi. Biz hangi medeniyet seviyesindeydik de muasırlar çizgisinden geri kalmıştık ya da hiç mi medenî bir millet değildik gibi sorular beynimizi gıcıklasa da bunları nasıl soracaktık ki? Aklı başında herkes o hedefi işaret ediyordu.
Tarih ve sosyal bilimler kitaplarımıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hikâyesi 1919’da başlamıştı. Daha doğrusu milletimizin Araplaşma esareti bu tarihte bitmişti. Ülke fakir, uzun harpler sonrası nüfus az ve keyfiyetsiz, millet aç ve cahildi. Osmanlı hanedanı payitahtta sefahat içinde yaşarken diğer coğrafyalar ihmal edilmiş, millet artan vergiler,bitmeyen savaşlar, her tarafta başlayan isyanlar, dağa çıkıp yol kesen eşkıyalar elinde sersefil olmuştu. Ama geri kalmışlığımız esasen dinle olan sıkı ilişkimizdendi ve imânîmüşterekliğimiz bizi coğrafyamızın doğusuna, Arap kültür ve medeniyetine ait kılıyordu. Halbuki topraklarımızın batısı Hristiyan Avrupa’ya uzanıyordu. Greko-Latin, Roma-Germen, Anglo Saxon terkiplerine dayalı Hristiyan Avrupa’yı düşman ve yabancı bilmiştik. Bunun değişmesi lazımdı. Hayat orda, özgürlük orda, refah orda, bilim teknik orda, medeniyet ordaydı. Batıya tahsile giden çocuklarımız bu ictimai nizam ve intizama, zenginlik ve hürriyete hayran olup gelmişler ve birer müstağrip olmuşlardı. Gereği için düğmeye basıldı. Artık öyle bir toplum mühendisliği ve zihniyet dönüşümü yapılacaktı ki biz batıya aidiyet, doğuya yabancılık duyacaktık. Alfabemiz, yazımız, kanunlarımız, kılık kıyafetimiz, adetlerimiz gerekirsekökten dinimiz değişmeliydi. Çünkü medeniyet yalnızca Batı’da vardı ve Batılılaşmadan medenîleşilemezdi.
Selçuklu ve Osmanlı kökümüzden ve hatta tüm İslam geçmişimizden teberrî etmeden bizi bu medenîlik okuluna kaydetmeyeceklerdi. Batılı olmak için can atan bir toplumun başında Doğu’nun manevî önderi Halife’nin ne işi olabilirdi ki? Onu da def ettik. Def ettik ki mâşuk-u dilrubâmız bize bir defa göz kırpsın, rıza nazarıyla bakıversin. Neleri vermezdik. Ama olmadı. O nikah nedense bir türlü tam kıyılamadı.Batının bize “çok barbarsınız, şunları tashih edin gelin” dediği her şeyi “seminâ ve atânâ” deyip yaptık ama afîtâb-ı şahânemiz siyâseten bizi bir türlü bağrına basmadı. Sevemedi.Çünkü biz unutmuşsak da Hristiyan Avrupa bin yıla yakın zaman bizden yediği dayağı unutamıyor, Türk’ü Müslüman kimliği dışında tahayyül edemiyordu. Ama biz ona fena tutulmuştuk ve bu platonik aşkta ısrar ettik.
Aslında ilkin Cumhuriyeti kuran irade batıya meftun ise de milletimiz bu âşufteyi pek sevimli ve kendinden bulmazken, zamanla millet de Batı’yı mahbubu bilmiş, gitgide batılıya benzemiş ve sosyo kültürel anlamda Avrupa yaşam tarzına sıkı sıkıya adapte olmuştu. Devletimiz 1919’da doğmuş bir civanken sevdiceğimiz artık ancak makyajla taze görünebilen ve doğal hüsnünü kaybetmeye doğru seyreden bir haldeymiş ki siyâsî anlamda artık o eski heyecanımız kalmadı.Belki şöyle demek daha doğru olur: devletimiz fazla nazdan usanıp bu aşkı rafa kaldırdıysa da milletimiz insan hakları, demokrasi, hürriyet, bilim teknik, zenginleşme gibi değerlerin sahibini hâlâ batı olarak gördüğünden kültürel benzeşme gayretinden ve batılılaşma hülyasından, alafranga sevdasından vazgeçmedi. Zira doğuya her baktığında dini değerler adına birbirini öldüren eli silahlı ve tekfirci radikal örgütler, açlık, fakirlik, sömürü ve tüketim gören insanımız, batıya nazarettiğinde ise tüm metafizik mefhumlardan uzaklaşmış olsa dabarış içinde yaşayan insanlar, oldukça yüksek kişi başı millî gelir ve refah, üst düzey teknoloji kullanımı, hukuka riayet ve saygı, taammüm etmiş bir tokluk, şayan-ı takdir bir zenginlik ve üretim görmekte ya da kendisine öyle gösterilmektedir. Manzara böyle olunca da insanımız bir türlü sevdasını kalbine gömemiyor.
Batının zenginliği, doğunun sömürülmesine ve dolayısıyla fakirliğine dayanmakta mıdır? Demokrasi ihraç edilmeye çalışılan şark devletlerinde ictimâî kaos neden hiç bitmez? Niçin fiziken doğuda yer alan enerji kaynakları batılı devletlerce işlenir. Hammadde ve petrol rezervlerini batı ile paylaşmama perspektifi gösteren siyasetçilere neden siyasi ya da sosyal darbe yapılır? Batılı devletlere caiz olan nükleer silahlanma doğulu bir devlet söz konusu olduğunda neden uluslararası güvenliği ihlal bahanesiyle harb sebebi olur?
Batının kapitalist, emperyal ve sömürgeci çirkin yüzünü idrak ettirecek ve temel insan hakları, evrensel insânî değerler,beynelmilel hukuk, demokrasi, hümanizm gibi afyonlarla uyutulan fert ve cemiyetleri uyandırabilecek bu sualler üzerine düşünülse elbette batı=medeniyet aynîleştirmesinin son derece yanlış olduğu anlaşılabilecektir. Ama sinema salonlarında, spor arenalarında, konser meydanlarında, alkol masalarında, fuhuş bataklarında hazza yem olmuş insanlara bu sorular üzerine düşündürecek altyapıyı veremezsiniz. Hele bilgi ve haber edinme kaynaklarına hakimseniz, elinizde mazlumu zâlim, zâlimi mazlum gösterebilecek kuvvette algıyı yönetme imkânı veren sinema sektörü varsa, hakikî şeytanı, gerçek kâtili, asıl sömürgeciyi insanlara nasıl anlatacaksınız? Anlatılamadı da zaten.
Medeniyetin ve insan haklarının beşiği kabul edilen İngiltere, iş bu bebek yüzlü canavarın beyni ve Amerika,bedeni gibiydi. Her uzva para denen kan ile hayat pompalayan uluslararası ekonominin hâkimi ise Yahudiler’di. Göremedik, gösteremedik.
Milletimiz, Avrupa’nın yüz yıllarca süren din ve mezhep savaşlarını, akabinde ırkçılık kaynaklı kanlı tarihini, sömürdüğü Afrika ve Hint coğrafyasına, keşfettiği Amerika yerlilerine neler ettiğini bilmez. Bu nispeten normaldir. Ama ikinci cihan harbi, Afganistan bataklığı, Irak işgali, Mısır,Libya, Suriye kaosları gözümüzün önünde cerayan etmişken,hele Birinci dünya savaşında tüm sömürgeci batı başımıza üşüşüp bizi yok etmeye kastetmişken Maşuk-u Mutlakımız , kültürel kıblemiz telakki ettiğimiz Batı Medeniyetinin bu cinayetlerini milletimiz nasıl idrak edemez anlamıyorum. Mağlubun galibe hayran kalışı ve zihin dünyasında da yenilmesi midir bu zillet bilmiyorum. Avrupa ve Amerika’nın,Siyonist İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırımı destekleyişini,finansman ve askeri mühimmat sağlayışını görüp bu zulme dahi gerekli ve yeterli tepki gösteremeyişimiz ne ile izah edilir çözemiyorum. İnşallah füze rampaları ve savaş uçakları yönünü bize döndüğünde uyanmayız.
Fakat milletimizin yarı uykuda ve bîşuur olduğu bu vasatta mühim bir şey oldu. Batılı milyarderlerin, devlet başkanlığı seviyesine kadar siyasilerin, muhtelif monarşilerin başındaki kraliyet ailelerinin, meşhur Hollywood artistlerinin, bilmem ne ödüllü pop starlarının, Akademide söz ve şöhret sahibi bilim insanlarının, filozof vasfında mütefekkir şahsiyetlerin, dünyanın önde gelen teknoloji markalarınasahiplik edenlerin adının karıştığı, vahşi, korkunç, kan dondurucu bir skandal patladı: Epistein adası.
Bu zamana kadar uluslararası cinayetlerine türlü siyasi kılıflar bulan ya da üreten, astronomik bütçeli Hollywood süslemeleriyle de kendini aklayan batı dünyası, değil savunusu izahı dahi kâbil olmayan bir rezaletin kaynağı ve merkezi durumunda. Üstelik bu öyle suçta şahsilik denilip münferit suç dosyası olarak ele alınabilecek ebatta bir fecaat değil. Kapitalizmin, hedonizmin ve kendi ifadelerince “Tanrıyı tahtından indirmiş” her türlü sapkın “izmin” insanlığı nihâinoktada nereye sürüklediğini bize gösteren bir ibret aynası. Uluslararası bir suç şebekesi. Hala batıya hayranlık duyan,tarihinden ve köklerinden kopartılmış ve omurgasızlaştırılmışdoğu insanına tokat gibi bir ikaz. İşte heves ettiğiniz madde medeniyetinin ele başları.
Öncelikle cinsel istismar için, sonrasında belki avlayarak öldürmek, belki kanını ve sair organlarını gençleşme emellerinde kullanmak için çocuklar temin etmek, şeytanî ritüellerin ifa edildiği partiler tertip edip, bu çocukları ve kızları yukarıda saydığım her sınıftan elite sunmak. Hatta öldürüp etlerini yemek. Sağlıklı ve normal birey muhayyilesine sığmaz çirkinlikler ve azgınlıklar…
El ele yapmışlar, sıkıca gizlenmiş ve sızma durumlarında şantaj ve ortadan kaldırma yollarıyla pisliklerine devam etmişler. İşe vaziyet edeni kafesleyip sindirmişler,beceremezlerse öldürmüşler. Bunlar dünyayı idare edenler, parayı yönetenler, bilim, felsefe ve sanat adına konuşanlar. Yani bir bütün halinde batı Medeniyetinin üst düzey teorisyen ve pratisyenleri. Skandal, çok büyük isimlere uzandığı için ABD iç hukukunda da uluslararası hukukta da hâlâ tam bir ciddiyetle takip ediliyor sayılmaz. Siyasi söylem bazında bile derin bir sessizlik var. Anlaşılan o ki failler dünyada, adli merciler önünde yargılanamayacak, buna kalkışılsa devletlerarası dengelerin bozulacağı kadar güçlü ve nüfuzlu kişiler.
Bu sebeple yayınlanan belgeler, müesses hukuk nizamı için çok bir anlam ifade etmiyor. Ama muhakemenin maşeri vicdanda yapılması ve batının örttüğü şeytani gerçek yüzünün tüm dünya vatandaşları tarafından idrak edilmesi noktasında çok kıymetli. Umudum, bu ifşaların, insanımızın bu zamana kadar iflah olmaz bir hayranlık duyduğu batı dünyasının iğrenç veçhesini görmesine ve batı medeniyetsizliğinin nihai noktada insanlığı taşıyacağı felaket noktasını anlamasına vesile olması.
Tüm bu bağlamda bizi peşin peşin çağın gerisinde ve medeniyetten bî haber görüp muasır medeniyetler seviyesini hedef ittihaz ettirenlere Cemil Meriç’in ifadeleriyle cevap vermek istiyorum:
“‘Çağ-dışı' ithamı, ithamların en alçakcası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve Kapitalist Batı'nın abeslerine perestiş olsun? Fani ve milli abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı asrileşmektir, asrileşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.”
"Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihâle etmesi ham bir hayaldir. Bu hayali çok pahalıya ödedik. Batılılaşmanın, batmak olduğunu idrak ettiğimiz zaman iş işten geçmişti. Bir medeniyet başka bir medeniyetten ancak malzeme alır. Bu malzeme bütün insanlığın ortak malıdır. Her müessese her iklimde gelişmez. Hangi müesseselerin hangi iklimlerde gelişeceği ancak uzun bir tefekkür ve sabırlı bir tetkik ile anlaşılır. Kendi tarihimizi, kendi ictimaibünyemizi bilmeden, tarihine yabancı olduğumuz, temellerine eğilmediğimiz, tezatlarından habersiz bulunduğumuz bir dünyanın siyasi müesseselerini aynen benimsemek hataların hatası idi."
Acaba şimdi bir daha düşünebilir miyiz? Batı ikliminde hangi müesseseler gelişmektedir? Barlara, spor salonlarına dönüştürülen kiliseler epstein adasına varan yolun hazin durakları değil midir? Mukaddes ve müteâl olandan tecridedilmiş pozitivizmin, hesap ve ahiret kaygısı duymayan kapitalizmin, hukuk ve adalet tanımayan emperyalizmin, hayvan hürriyetinden farksız başıbozuk hürriyet sunan liberalizmin insanlığa verdiği zehirli meyveleri görmeyecekmiyiz? Takriben on asır dünyaya medeniyet dersi vermiş, abide şahsiyetler ve mutantan eserler bırakmış İslam Medeniyetinin çocukları, daruşşafakalar, darülacezeler, aş evleri, imarethanelerle bir vakıf medeniyeti inşa etmiş ecdadın redd-i miras etmiş zavallı torunları , muasır medeniyetler seviyesinin zaten çok üstünde olduklarını idrak etmek için daha ne görecekler? Hedef diye öğretilen mezkûr seviyeye yürümenin bizim için terakkî değil tedennî olduğunu artık anlamayacaklar mı? “Batı Doğuya, dünya İslamâ muhtaç” diye ne zaman tereddütsüz ve özgüvenle haykıracağız. Yok eğer biz de fâş olmuş bu dipsiz rezilliğin, barbarlığın, alçaklığın meftunu olmaya devam edeceksek varsın kopsun kıyamet. Başka ne denir ki?
Alvarlı Efe Hazretlerinin niyazıyla: “Allah bizi insan eylesin.”