Zamanı kokutanlar murteci diyor bana; Yukseldik saniyorlar, alcaldikca tabana. “der Üstad Necip Fazıl Kısakürek 1947 senesinde kaleme aldığı Muhasebe şiirinde.
Bu tarihten itibaren geçen 78 yılda zaman her sene daha fazla koktu. Zira yükselme zannedilen alçalma hep devam etti ediyor. Lakin şu son on yılda bu inhitatın tahammülfersa bir hal aldığı âkil ve ârif insanların müşterek kanaati.
Televizyon yasak aşk filmleri, yerli versiyon Dallas dizileri ile doldu.Sosyal medya et pazarı.Müstehcenlik altın çağını yaşıyor. Bir bez parçası varsa ortada sadece çirkinliği örtmek için, güzeli muhafaza , avreti setr için değil, iffet yahut hayadan hiç değil. Kendini sanatçı gören pop şarkıcıları aynı zamanda striptizci oldu. Bed sesin ve kötü müziğin başka türlü gideri yok. Onlar da biliyor. Üniversite öğrencileri eskortkıyafetiyle kafelerde şehvet dolu zengin erkek bakışlarına bedenini arz ediyor. Tahsilinden, okulundan ,diplomasındanümidi yok, gençliğini ve güzelliğini sermaye yapmış, “ vücudum hazır tazeyken kesemi doldurayım” diyor. Ve daha yirmisinde tüketilmiş oluyor.
Kendini sadece çıplaklığı kadar özgür ve medenî sanan, “nereye, nerdesin, nerdeydin” süallerini esaretin kelepçeleri telakkî eden kızlarımız, bu şeklî hürriyetin nefsâniyete esir olmak olduğundan habersiz moda ve makyaj sahteliğinde özgüven zehirlenmesi yaşıyorlar.
Çok ve kolay ulaşılabilir olanın değersizleşeceğini, ortamın teşhir edilmiş kadın bedeniyle dolu olduğunu, kıymet ve itibar için insânî bağlamda maddî ya da mânevî değer üretmeleri gerektiğini anlamıyor, kolayı ve düşük profilli olmayı, daha doğru tabirle vasıfsızlığı ve haysiyetsizliği seçiyorlar.Soyunup elinde telefon ayna karşısına geçen, ordan da kendini çeken milyonlarca kadın bu ucuzluğun kısa getirileriyle afyonlanmış.
Hadise zikrettiğim mecâzî afyonla kalır mı? Teşhirciliğin müşterileri çabuk tüketmekle meşhurdur. Çünkü daha taze ve daha aptalı hep gelir. Hele bu gibi çürümüş toplumlarda çömez tuzakları daha yenisini yakalamanın heyecanıyla kurulur da kurulur.
Harcandığını, kullanıldığını ve kapıya konulduğunu anlayan her kurban, hakikî uyuşturucunun, esrar ve kokainin batağına sürüklenir. Zîrâ vicdanında kendisinden bile gizlediği günah ve masiyet yaralarının sızısına maddî ağrı kesicilerle deva bulamadıkça uçmanın ve reel alemden uzaklaşmanın formülü olarak bu maddeler mecburen devreye girer ve girdimi bir daha çıkmaz.
Peki bu kızımız artık yuva sahibi şahsiyetli bir kadın, erkeğine eş ve evladına anne olabilir mi?
Kızlarımızın vaziyeti bu da erkekler çok mu iyi? Evvelâ erkek ara ki bulasın. Dişisini kıskanmayan, aile sorumluluğu almayan, mümkünse çalışmayan bir sürü gevşek tip.Hayalindeki ultra zenginliğe en kestirme yoldan gitmeye çalışırken türlü illegal işlere bulaşmış kriminal kişilikler.Boşanmaların ve cezaevlerinin sahipsiz kıldığı, uyuşturucu ve alkolde teselli arayan travmalı çocukların mesuliyet duygusundan mahrum babaları.
Yatların, katların, lüks arabaların, etrafta pervane hizmetçilerin düşüyle rasyonel boyuttan kopmuş, paraya ve sağlayacağı itibarın gücüne meftun olmuş, değerli olmayı varlıklı olmakla eşleştirmiş, dizilerdeki ağa paşa rollerine benliğini kaptırmış robotik ve foseptik kafalar her yerde.
Secdesi yok. Mukaddesi yok. Ruhunu doyuran bir kutlu çilesi,helâle niyeti, iyiye gayreti, hayra himmeti, nasibe kanaati yok.Ama kavgacı, bozguncu, vurguncu. Elinde kelepçe hakimkarşısına çıkana kadar yattığı uykudan ayılmayan mafya özentileri her yerde.
Üç kuruş para kazanıp biti kanlanınca önce şaşıran, sonra azıtan ve kısa sürede her şeyi tekrar kaybeden bu sözde saf anadolu çocukları bizi üzüyor.
Hasbel kader bir makama gelip itibar görünce değişiveren, astına kibirle, üstüne zelilce bakan ama hiç bir mevki ve mevzide vakûr olamayan, bir miktar ulûfeye her şeyini teslim eden amir ve memurlarımız boynumuzu büküyor.
Yani hülâsâ etmek gerekirse kadın elbisesiz sokakta, erkek bilmem kimle yatakta, evlat içki/kumar batakta. Nasıl düzelir bizim hâlimiz? Cemiyeti birbirine rabt eden tüm değerler erozyona uğramış. Aile ,akraba, komşu, mahalle yok olmaya yüz tutmuş. Zombi gibi dört duvar arasına girip çıkan , ama ne yaptığı bilinmeyen hatta kim olduğu da anlaşılamayan insanlar bir cemiyet kurmuş.
Okul öğretmiyor, anne baba eğitmiyor, sokak düzeltmiyor,akraba tanımıyor, patron acımıyor, imam umursamıyor.
Göm gitsin ki hayat zaten daha yaşarken gömüyor.
Bir tiyatro oyunu gibi rollenen ve maskelenen insancıklar her menfaat çatışmasında hır gür edip artık hayli revaçta olan 1+1 evlerine dönüyor ve güçlünün iradesini ahlak olarak bilmeyi her gün daha fazla kanıksıyor.
Silkelenmemiz lazım. Müslüman Türk toplumu bu olamaz.
Anne iffetsiz, baba şahsiyetsiz, evlat sahipsiz kalamaz.
“İlla kiralık daire olmasın, ev alınsınlar”la başlayan, kilolarla ziynet eşyası, lüks ve şatafatlı düğünle devam edip , enmoderninden döşensin oturulsunla biten ve geride piyasaya fahiş düzeyde borç biriktirerek kurulan yuvalarda huzur tesis etmek mümkün mü?
Hele olmadığını görüp boşanmak istediğinde yıllarca boşanamamak. Bitmeyen , bitemeyen davalar, müebbet nafaka zulmü, sadece beyan esaslı mahkeme kararları, hakkaniyetsiz mal rejimi tasfiyesi. Böyle bir vasatta kimin evlenmeye , üç-beş çocuk yapmaya gözü keser. Nüfus artışı teşviki ile çelişen bu müzmin dertlerimize samimi el atılmazsa stüdyo dairelerde yapayalnız ölmüş ama öldüğü bir hafta sonra dayanılmaz kokuyla farkedilen insanlardan kurulu toplum sosyolojisineevrilmemiz kaçınılmaz.
RTÜK görsel medyaya, BTK internet ve sosyal medyaya, Eğitim Bakanlığı okullara, Aile Bakanlığı yuvalara, İç işleri bakanlığı fuhuş ve uyuşturucuya, Diyanet mensupları, kanaat önderleri, mânâ büyükleri, dernek ve cemaatler toplumdaki iman, amel ve genel ahlak bütünlüğüne el atmazsa hebâ olup gideceğiz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Burhanettin ÇAĞIRICI
Dertlerimiz…
Zamanı kokutanlar murteci diyor bana; Yukseldik saniyorlar, alcaldikca tabana. “der Üstad Necip Fazıl Kısakürek 1947 senesinde kaleme aldığı Muhasebe şiirinde.
Bu tarihten itibaren geçen 78 yılda zaman her sene daha fazla koktu. Zira yükselme zannedilen alçalma hep devam etti ediyor. Lakin şu son on yılda bu inhitatın tahammülfersa bir hal aldığı âkil ve ârif insanların müşterek kanaati.
Televizyon yasak aşk filmleri, yerli versiyon Dallas dizileri ile doldu.Sosyal medya et pazarı.Müstehcenlik altın çağını yaşıyor. Bir bez parçası varsa ortada sadece çirkinliği örtmek için, güzeli muhafaza , avreti setr için değil, iffet yahut hayadan hiç değil. Kendini sanatçı gören pop şarkıcıları aynı zamanda striptizci oldu. Bed sesin ve kötü müziğin başka türlü gideri yok. Onlar da biliyor. Üniversite öğrencileri eskortkıyafetiyle kafelerde şehvet dolu zengin erkek bakışlarına bedenini arz ediyor. Tahsilinden, okulundan ,diplomasındanümidi yok, gençliğini ve güzelliğini sermaye yapmış, “ vücudum hazır tazeyken kesemi doldurayım” diyor. Ve daha yirmisinde tüketilmiş oluyor.
Kendini sadece çıplaklığı kadar özgür ve medenî sanan, “nereye, nerdesin, nerdeydin” süallerini esaretin kelepçeleri telakkî eden kızlarımız, bu şeklî hürriyetin nefsâniyete esir olmak olduğundan habersiz moda ve makyaj sahteliğinde özgüven zehirlenmesi yaşıyorlar.
Çok ve kolay ulaşılabilir olanın değersizleşeceğini, ortamın teşhir edilmiş kadın bedeniyle dolu olduğunu, kıymet ve itibar için insânî bağlamda maddî ya da mânevî değer üretmeleri gerektiğini anlamıyor, kolayı ve düşük profilli olmayı, daha doğru tabirle vasıfsızlığı ve haysiyetsizliği seçiyorlar.Soyunup elinde telefon ayna karşısına geçen, ordan da kendini çeken milyonlarca kadın bu ucuzluğun kısa getirileriyle afyonlanmış.
Hadise zikrettiğim mecâzî afyonla kalır mı? Teşhirciliğin müşterileri çabuk tüketmekle meşhurdur. Çünkü daha taze ve daha aptalı hep gelir. Hele bu gibi çürümüş toplumlarda çömez tuzakları daha yenisini yakalamanın heyecanıyla kurulur da kurulur.
Harcandığını, kullanıldığını ve kapıya konulduğunu anlayan her kurban, hakikî uyuşturucunun, esrar ve kokainin batağına sürüklenir. Zîrâ vicdanında kendisinden bile gizlediği günah ve masiyet yaralarının sızısına maddî ağrı kesicilerle deva bulamadıkça uçmanın ve reel alemden uzaklaşmanın formülü olarak bu maddeler mecburen devreye girer ve girdimi bir daha çıkmaz.
Peki bu kızımız artık yuva sahibi şahsiyetli bir kadın, erkeğine eş ve evladına anne olabilir mi?
Kızlarımızın vaziyeti bu da erkekler çok mu iyi? Evvelâ erkek ara ki bulasın. Dişisini kıskanmayan, aile sorumluluğu almayan, mümkünse çalışmayan bir sürü gevşek tip.Hayalindeki ultra zenginliğe en kestirme yoldan gitmeye çalışırken türlü illegal işlere bulaşmış kriminal kişilikler.Boşanmaların ve cezaevlerinin sahipsiz kıldığı, uyuşturucu ve alkolde teselli arayan travmalı çocukların mesuliyet duygusundan mahrum babaları.
Yatların, katların, lüks arabaların, etrafta pervane hizmetçilerin düşüyle rasyonel boyuttan kopmuş, paraya ve sağlayacağı itibarın gücüne meftun olmuş, değerli olmayı varlıklı olmakla eşleştirmiş, dizilerdeki ağa paşa rollerine benliğini kaptırmış robotik ve foseptik kafalar her yerde.
Secdesi yok. Mukaddesi yok. Ruhunu doyuran bir kutlu çilesi,helâle niyeti, iyiye gayreti, hayra himmeti, nasibe kanaati yok.Ama kavgacı, bozguncu, vurguncu. Elinde kelepçe hakimkarşısına çıkana kadar yattığı uykudan ayılmayan mafya özentileri her yerde.
Üç kuruş para kazanıp biti kanlanınca önce şaşıran, sonra azıtan ve kısa sürede her şeyi tekrar kaybeden bu sözde saf anadolu çocukları bizi üzüyor.
Hasbel kader bir makama gelip itibar görünce değişiveren, astına kibirle, üstüne zelilce bakan ama hiç bir mevki ve mevzide vakûr olamayan, bir miktar ulûfeye her şeyini teslim eden amir ve memurlarımız boynumuzu büküyor.
Yani hülâsâ etmek gerekirse kadın elbisesiz sokakta, erkek bilmem kimle yatakta, evlat içki/kumar batakta. Nasıl düzelir bizim hâlimiz? Cemiyeti birbirine rabt eden tüm değerler erozyona uğramış. Aile ,akraba, komşu, mahalle yok olmaya yüz tutmuş. Zombi gibi dört duvar arasına girip çıkan , ama ne yaptığı bilinmeyen hatta kim olduğu da anlaşılamayan insanlar bir cemiyet kurmuş.
Okul öğretmiyor, anne baba eğitmiyor, sokak düzeltmiyor,akraba tanımıyor, patron acımıyor, imam umursamıyor.
Göm gitsin ki hayat zaten daha yaşarken gömüyor.
Bir tiyatro oyunu gibi rollenen ve maskelenen insancıklar her menfaat çatışmasında hır gür edip artık hayli revaçta olan 1+1 evlerine dönüyor ve güçlünün iradesini ahlak olarak bilmeyi her gün daha fazla kanıksıyor.
Silkelenmemiz lazım. Müslüman Türk toplumu bu olamaz.
Anne iffetsiz, baba şahsiyetsiz, evlat sahipsiz kalamaz.
“İlla kiralık daire olmasın, ev alınsınlar”la başlayan, kilolarla ziynet eşyası, lüks ve şatafatlı düğünle devam edip , enmoderninden döşensin oturulsunla biten ve geride piyasaya fahiş düzeyde borç biriktirerek kurulan yuvalarda huzur tesis etmek mümkün mü?
Hele olmadığını görüp boşanmak istediğinde yıllarca boşanamamak. Bitmeyen , bitemeyen davalar, müebbet nafaka zulmü, sadece beyan esaslı mahkeme kararları, hakkaniyetsiz mal rejimi tasfiyesi. Böyle bir vasatta kimin evlenmeye , üç-beş çocuk yapmaya gözü keser. Nüfus artışı teşviki ile çelişen bu müzmin dertlerimize samimi el atılmazsa stüdyo dairelerde yapayalnız ölmüş ama öldüğü bir hafta sonra dayanılmaz kokuyla farkedilen insanlardan kurulu toplum sosyolojisineevrilmemiz kaçınılmaz.
RTÜK görsel medyaya, BTK internet ve sosyal medyaya, Eğitim Bakanlığı okullara, Aile Bakanlığı yuvalara, İç işleri bakanlığı fuhuş ve uyuşturucuya, Diyanet mensupları, kanaat önderleri, mânâ büyükleri, dernek ve cemaatler toplumdaki iman, amel ve genel ahlak bütünlüğüne el atmazsa hebâ olup gideceğiz.
Alçalacak taban kalmadı beyler, çukurun dibindeyiz .Oyüzden alçalmıyor. Çürüyoruz.