Hukuk ve ahlakın baskılayıcı otoritesi için suç üstü ânı, bir kırılma ânıdır. Fâilin önünde iki yol belirir. Ya âr edip gizlenmek ister ya da işi iyice pişkinliğe vurup edepsizliğe döker.
Bir kaç gün önce partisinden istifa eden belediye başkanına , parti genel başkanının galiz küfürler ettiği ortaya çıkınca , genel başkanın ve partililerin takındıkları tavır gibi.
15 Temmuz sonrası Fetö mensuplarının duruşmalarda ve İBB’deki yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına dair CHP’li yönetici ve seçmenlerin medya önünde benimsedikleri davranış modeli de hep bu edepsizleşme tercihinin örnekleridir.
Bu misalleri iç siyasetin kalitesiz figürlerini ve seviyesiz gündemini kaleme almak için değil yalnızca iddiamı somut ve anlaşılır kılmak için zikrettiğimden esas meramıma dönmek istiyorum. Zira ifade ettiğim cürm-ü meşhûd durumu küresel ölçekte de fazlasıyla gerçekleşti. Şöyle ki dünya önce İsrâilvahşeti sonra Epstein skandalı ile bu yol ayırımına vardı ve bu büyük şeytanlar da küçük şeytanlar gibi edepsizliği seçti.
Birbirinin şerrinden, kaidelerini müştereken vaz ettikleri uluslararası hukukla korunan devletler , kanuna riâyetmüşterekliğinin aşıldığını ve artık kuvvetli olanın hukuk tanımaz salt güce dayalı iradesi ya da tasdikiyle dünya refahının paylaşılmakta olduğunu görüyorlar. Her medenî toplumda kanunların, vahşîliği bertaraf etmek için yapıldığı malumken dünyada vahşîliğin yasalaştığı bir döneme esefle şahitlik ediyoruz.
Nitekim Gazze’de insan vicdanını zorlayan bütün tahammül sınırlarının alenen aşıldığını ve tüm dünyaya göstere göstere soykırım yapılabildiğini bahse konu hukuk tanımazlık sebebiyle gördük. Bir terörist devlet, tamamen sivil ve savunmasız insanlara tankı, topu, füzesi, uçakları ile bomba yağdırdı ve bir şehri tamamen yok etti. Dünyanın onurlu ve şuurlu halkları hâriç kim ses edebildi? Kimse. Batılı devletler beynelmilel Yahudinin ekonomik ve siyasi şerrinden korkup üç maymunu oynarken, bu boyunduruğu umursamayan devletlerin resmî tepkileri hep cılız ve tesirsiz kaldı. İslam dünyası satın alınmış liderleri ihanet , öyle olmayan idarecileri ise zillet içinde olduğundan Siyonizm belası adeta değneksiz köy buldu.
Beynelmilel Savaş Hukuku, Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi mefhum ve kurumların zihinlerde paçavra kadar değeri kalmadı.
Öte yandan Epistein dosyası, dünyaya hükmeden sözde elitlerin cinsel sapkınlıkta ulaştıkları seviyeleri, mâsumçocuklara keyif için işkence edebildiklerini, canîliklerini insan katletmekten haz alma hatta maktulün etini yeme noktalarına kadar vardırdıklarını gösterdi.
Ahlak, erdem, vicdan, haysiyet ve onur gibi insânî kemâlâtbelirten sıfatların, fakirlerle zayıflara saygınlık temin etmek için kullanılan uydurmacalar olduğu fikri tüm dünyaya yerleşti.
Teknolojinin bilgiyi yaymadaki hızı ile de irtibatlı olan bu alenîleşmelere ek olarak kayıt ve takip imkanlarınınartmasıyla gelen gizlenememe handikabı, zalim ve ahlaksızı kendiyle yüzleşmeye ve tabi ki zulmü ve ahlaksızlığı benliğine ve zayıflara kabul ettirmeye itti.
İşte ulusal ve uluslararası hukukun, genel ahlakın en kritik eşiği bu noktadır. Başkasına da zalim ve ahlaksız olma hakkını zımnen veren ve “gücün varsa sen de yap” meydan okuması içeren bu hassas seviye aşıldığında bir sükût durumu olur.
Zâlim ve ahlaksızın haya perdesinin yırtılmasını takip eden bu sessizlikte zalim için "bak yaptım ve kimse bir şey demedi ve kimse bana ilişemedi” özgüveni belirir. Mazlum için çaresizlik ve şaşkınlık durağanlığı.
Fakat bu aslında maddi ve manevi müeyyide sınırlarının ötesinde gizli ve derin kaosu fısıldayan ürkütücü bir sessizliktir.
Artık ortaya çıkmıştır ki beşeriyet daha önce neden uluslararası hukuk ve ahlak kuralları koyduğunu ve karşılıklı güç dayatmalarında kaç milyon insan evladının yok yere öldüğünü unutmuştur.
Maalesef böylesi durumlarda yani ülke ya da milletler karşılıklı olarak güçlerine tapmaya başladıklarında ve hukuka değil güce inandıklarında, onlara unuttuklarını hatırlatacak tek şey dünya nizamının bir daha hercümerc olmasıdır. Öyle de olacağa benziyor. Daha çok öldürerek elde edilen şeyin gâlibiyet olmadığını unutan ya da gelişen harp teknolojisiyle aksine iknâ olan dünya süpergüçleri insanlığı bir felakete daha sürüklüyorlar. Çünkü arsızlığa nasihat işlemez. Azıtanla diyalog zillet getirir. Amerikan başkanının bütün ikili konuşmalarına akseden şey bu azıtma psikozunun davranış tezahürleridir. İfade ettiğim küstahlığa karşı yapılması gereken tek şey şiddetle mukabele olmak zorundadır. Uluslararası siyaset ister istemez bu noktaya gelecektir. Kendini Tanrı ya da Tanrı’nın seçilmiş kavmi zanneden bu şeytanî tip ya da güçler işin sonunda elbette tedip ve terbiye olacaklardır ama süreç insanlığa ağır faturalar çıkaracak, yirminciyüzyıldabedeller ödenerek elde edilen tüm hukuk ve ahlak dengeleri kan ve gözyaşının sıcaklığında yeniden tesis edilecektir. Tabi yeryüzünde insan kalırsa.
Tarihin tekerrürden ibaret olması, bu kollektif nisyan ile gücüne mağrur Tiranların eblehliğinin elele vermesinden ve milyonlarla insanın akan kan ve göz yaşının iki kuşak öteye bir ibret tablosu olarak aktarılamamasındandır.
Bul Ülke yazarının o enfes ve şiirsel üslubuyla ifade edecek olursak:
“Kılavuzların sesi çılgın kahkahalar arasında boğulmuş. Nutku tutulmuş aklın. Zincir sesleri, kadeh şakırtıları, heyheyler. Ve uçuruma doğru ilerleyen kafile. Kâbusa, geceye, uçuruma koşan kafileler. Bu cihanşümul hadiseyi ibret aynasından seyredemezsin. Devran, çoktan parçaladı aynanı. Sen de kafilenin içindesin; kafanla, etinle, çocuklarınla. Dostlarını çağıracağın arz-ı mevud nerede?”
Ne zaman dünyanın gidişatına nazar etsem bu cümleler yankılanmaya başlar beynimde. Sonra Merhum Zeki Önal Bey cevap verir ve beni teskin ederek teslimiyete davet eder: “Dünyanın halihazır durumu insanların irade i cüziyyeleritoplamına verilmiş en adil karşılıktır”
Bu iki güzel teşhisin Kurânî menşelerine işaret edelim ki hitâm misk olsun: “İnsanların kendi ellerinin kazandığı (ihtiyarlarıyle yapdıkları) şeyler yüzünden karada, denizde fesad belirdi ki (Allah) yapdıklarının bir kısmını onlara tatdırsın. Olur ki rücu' ederler onlar.” (Rum Suresi- 41. Ayet-Hasan Basri Çantay Meali)
“Âdemoğlunun dünyada başına gelen her musîbet, kendi elinin iktisâbıdır.”(Şûrâ Sûresi-30.Ayet)
“Onlara , Yeryüzünde fesat çıkarmayın(düzeni bozmayın) denildiğinde, Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz, derler”.(Bakara Sûresi-11.Ayet)
“Bir kavm, özlerindeki (güzel hal ve ahlâk) ı değişdiripbozuncaya kadar Allah şübhesiz ki onun (haalini) değişdiribbozmaz. Allah bir kavmin de fenalığını (azabını) diledi mi artık onun reddine hiç bir (çâre) yokdur: Onlar için Ondan (Allahdan) başka bir velî (ve yardım eden) de yokdur.(RadSuresi-11. Ayet- Hasan Basri Çantay meali)
Musa A.S’ın yakarışıyla bitirelim “ Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin?” (Araf Suresi-155. Ayet Hasan Basri Çantay Meali )
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Burhanettin ÇAĞIRICI
CÜRM-Ü MEŞHÛD’DAN SONRA:MELHAME-İ KÜBRÂ
Hukuk ve ahlakın baskılayıcı otoritesi için suç üstü ânı, bir kırılma ânıdır. Fâilin önünde iki yol belirir. Ya âr edip gizlenmek ister ya da işi iyice pişkinliğe vurup edepsizliğe döker.
Bir kaç gün önce partisinden istifa eden belediye başkanına , parti genel başkanının galiz küfürler ettiği ortaya çıkınca , genel başkanın ve partililerin takındıkları tavır gibi.
15 Temmuz sonrası Fetö mensuplarının duruşmalarda ve İBB’deki yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına dair CHP’li yönetici ve seçmenlerin medya önünde benimsedikleri davranış modeli de hep bu edepsizleşme tercihinin örnekleridir.
Bu misalleri iç siyasetin kalitesiz figürlerini ve seviyesiz gündemini kaleme almak için değil yalnızca iddiamı somut ve anlaşılır kılmak için zikrettiğimden esas meramıma dönmek istiyorum. Zira ifade ettiğim cürm-ü meşhûd durumu küresel ölçekte de fazlasıyla gerçekleşti. Şöyle ki dünya önce İsrâilvahşeti sonra Epstein skandalı ile bu yol ayırımına vardı ve bu büyük şeytanlar da küçük şeytanlar gibi edepsizliği seçti.
Birbirinin şerrinden, kaidelerini müştereken vaz ettikleri uluslararası hukukla korunan devletler , kanuna riâyetmüşterekliğinin aşıldığını ve artık kuvvetli olanın hukuk tanımaz salt güce dayalı iradesi ya da tasdikiyle dünya refahının paylaşılmakta olduğunu görüyorlar. Her medenî toplumda kanunların, vahşîliği bertaraf etmek için yapıldığı malumken dünyada vahşîliğin yasalaştığı bir döneme esefle şahitlik ediyoruz.
Nitekim Gazze’de insan vicdanını zorlayan bütün tahammül sınırlarının alenen aşıldığını ve tüm dünyaya göstere göstere soykırım yapılabildiğini bahse konu hukuk tanımazlık sebebiyle gördük. Bir terörist devlet, tamamen sivil ve savunmasız insanlara tankı, topu, füzesi, uçakları ile bomba yağdırdı ve bir şehri tamamen yok etti. Dünyanın onurlu ve şuurlu halkları hâriç kim ses edebildi? Kimse. Batılı devletler beynelmilel Yahudinin ekonomik ve siyasi şerrinden korkup üç maymunu oynarken, bu boyunduruğu umursamayan devletlerin resmî tepkileri hep cılız ve tesirsiz kaldı. İslam dünyası satın alınmış liderleri ihanet , öyle olmayan idarecileri ise zillet içinde olduğundan Siyonizm belası adeta değneksiz köy buldu.
Beynelmilel Savaş Hukuku, Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi mefhum ve kurumların zihinlerde paçavra kadar değeri kalmadı.
Öte yandan Epistein dosyası, dünyaya hükmeden sözde elitlerin cinsel sapkınlıkta ulaştıkları seviyeleri, mâsumçocuklara keyif için işkence edebildiklerini, canîliklerini insan katletmekten haz alma hatta maktulün etini yeme noktalarına kadar vardırdıklarını gösterdi.
Ahlak, erdem, vicdan, haysiyet ve onur gibi insânî kemâlâtbelirten sıfatların, fakirlerle zayıflara saygınlık temin etmek için kullanılan uydurmacalar olduğu fikri tüm dünyaya yerleşti.
Teknolojinin bilgiyi yaymadaki hızı ile de irtibatlı olan bu alenîleşmelere ek olarak kayıt ve takip imkanlarınınartmasıyla gelen gizlenememe handikabı, zalim ve ahlaksızı kendiyle yüzleşmeye ve tabi ki zulmü ve ahlaksızlığı benliğine ve zayıflara kabul ettirmeye itti.
İşte ulusal ve uluslararası hukukun, genel ahlakın en kritik eşiği bu noktadır. Başkasına da zalim ve ahlaksız olma hakkını zımnen veren ve “gücün varsa sen de yap” meydan okuması içeren bu hassas seviye aşıldığında bir sükût durumu olur.
Zâlim ve ahlaksızın haya perdesinin yırtılmasını takip eden bu sessizlikte zalim için "bak yaptım ve kimse bir şey demedi ve kimse bana ilişemedi” özgüveni belirir. Mazlum için çaresizlik ve şaşkınlık durağanlığı.
Fakat bu aslında maddi ve manevi müeyyide sınırlarının ötesinde gizli ve derin kaosu fısıldayan ürkütücü bir sessizliktir.
Artık ortaya çıkmıştır ki beşeriyet daha önce neden uluslararası hukuk ve ahlak kuralları koyduğunu ve karşılıklı güç dayatmalarında kaç milyon insan evladının yok yere öldüğünü unutmuştur.
Maalesef böylesi durumlarda yani ülke ya da milletler karşılıklı olarak güçlerine tapmaya başladıklarında ve hukuka değil güce inandıklarında, onlara unuttuklarını hatırlatacak tek şey dünya nizamının bir daha hercümerc olmasıdır. Öyle de olacağa benziyor. Daha çok öldürerek elde edilen şeyin gâlibiyet olmadığını unutan ya da gelişen harp teknolojisiyle aksine iknâ olan dünya süpergüçleri insanlığı bir felakete daha sürüklüyorlar. Çünkü arsızlığa nasihat işlemez. Azıtanla diyalog zillet getirir. Amerikan başkanının bütün ikili konuşmalarına akseden şey bu azıtma psikozunun davranış tezahürleridir. İfade ettiğim küstahlığa karşı yapılması gereken tek şey şiddetle mukabele olmak zorundadır. Uluslararası siyaset ister istemez bu noktaya gelecektir. Kendini Tanrı ya da Tanrı’nın seçilmiş kavmi zanneden bu şeytanî tip ya da güçler işin sonunda elbette tedip ve terbiye olacaklardır ama süreç insanlığa ağır faturalar çıkaracak, yirminciyüzyıldabedeller ödenerek elde edilen tüm hukuk ve ahlak dengeleri kan ve gözyaşının sıcaklığında yeniden tesis edilecektir. Tabi yeryüzünde insan kalırsa.
Tarihin tekerrürden ibaret olması, bu kollektif nisyan ile gücüne mağrur Tiranların eblehliğinin elele vermesinden ve milyonlarla insanın akan kan ve göz yaşının iki kuşak öteye bir ibret tablosu olarak aktarılamamasındandır.
Bul Ülke yazarının o enfes ve şiirsel üslubuyla ifade edecek olursak:
“Kılavuzların sesi çılgın kahkahalar arasında boğulmuş. Nutku tutulmuş aklın. Zincir sesleri, kadeh şakırtıları, heyheyler. Ve uçuruma doğru ilerleyen kafile. Kâbusa, geceye, uçuruma koşan kafileler. Bu cihanşümul hadiseyi ibret aynasından seyredemezsin. Devran, çoktan parçaladı aynanı. Sen de kafilenin içindesin; kafanla, etinle, çocuklarınla. Dostlarını çağıracağın arz-ı mevud nerede?”
Ne zaman dünyanın gidişatına nazar etsem bu cümleler yankılanmaya başlar beynimde. Sonra Merhum Zeki Önal Bey cevap verir ve beni teskin ederek teslimiyete davet eder: “Dünyanın halihazır durumu insanların irade i cüziyyeleritoplamına verilmiş en adil karşılıktır”
Bu iki güzel teşhisin Kurânî menşelerine işaret edelim ki hitâm misk olsun: “İnsanların kendi ellerinin kazandığı (ihtiyarlarıyle yapdıkları) şeyler yüzünden karada, denizde fesad belirdi ki (Allah) yapdıklarının bir kısmını onlara tatdırsın. Olur ki rücu' ederler onlar.” (Rum Suresi- 41. Ayet-Hasan Basri Çantay Meali)
“Âdemoğlunun dünyada başına gelen her musîbet, kendi elinin iktisâbıdır.”(Şûrâ Sûresi-30.Ayet)
“Onlara , Yeryüzünde fesat çıkarmayın(düzeni bozmayın) denildiğinde, Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz, derler”.(Bakara Sûresi-11.Ayet)
“Bir kavm, özlerindeki (güzel hal ve ahlâk) ı değişdiripbozuncaya kadar Allah şübhesiz ki onun (haalini) değişdiribbozmaz. Allah bir kavmin de fenalığını (azabını) diledi mi artık onun reddine hiç bir (çâre) yokdur: Onlar için Ondan (Allahdan) başka bir velî (ve yardım eden) de yokdur.(RadSuresi-11. Ayet- Hasan Basri Çantay meali)
Musa A.S’ın yakarışıyla bitirelim “ Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin?” (Araf Suresi-155. Ayet Hasan Basri Çantay Meali )