İmamoğlu Hakkında Siyasi Yasak Kararı : Hukuki Süreç ve Olası Sonuçlar
Yazının Giriş Tarihi: 20.09.2026 09:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.09.2026 09:05
Ekrem İmamoğlu hakkında 11 Eylül’de verilen 2 yıl 1 aylık hapis cezası, kamuoyuna ağırlıklı olarak “siyasi yasak” başlığıyla yansıdı. Ancak kararın bugün ne ifade ettiğini anlayabilmek için önce önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Mahkemenin bir mahkûmiyet hükmü kurması başka, bu hükmün kesinleşerek hukuki sonuçlarını doğurması başka.
İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya yönelik sözleri nedeniyle İmamoğlu’nu kamu görevlisine alenen hakaret suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına hükmetti ve Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı dosyada daha önce iki kez beraat kararı verilmiş, son beraat hükmünün istinafta usule ilişkin gerekçeyle kaldırılmasının ardından dosya yeniden ilk derece mahkemesine dönmüştü.
Bugün açısından en önemli bilgi ise şu: Karar henüz kesinleşmiş değil.Bu nedenle “İmamoğlu siyasi yasaklı hale geldi” demek, mevcut hukuki durumu tam olarak karşılamıyor. İlk derece mahkemesi, kesinleşmesi hâlinde siyasi haklar ve seçilme yeterliliği bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir mahkûmiyet hükmü kurdu; ancak olağan kanun yolları henüz tüketilmiş değil.
Bu süreçte dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilerek ilgili ceza dairesi tarafından incelemesi yapılacak. İstinaf incelemesinin ardından da dosyanın Yargıtay’a taşınması mümkün. Bunun nedeni, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu temyiz bakımından ayrıca sayması. Dolayısıyla bu dosyada kesinleşmeden söz edebilmek için kanun yolu sürecinin sonucunu beklemek gerekiyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Karar mevcut hâliyle kesinleşirse ne olur?
2 yıl 1 aylık cezanın önemi yalnızca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinden kaynaklanmıyor. Anayasa’nın 76. maddesi, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm edilmiş kişilerin milletvekili seçilemeyeceğini açıkça düzenliyor. Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinde de aynı yönde bir hüküm bulunuyor. Mahkeme tarafından verilen hükmün bu hali ile kesinleşmesi durumunda;2 yıl 1 aylık hapis cezası İmamoğlu'nun milletvekili seçilme yeterliliğini kaybetmesi sonucunu doğuracaktır. Bu sonuç Cumhurbaşkanlığı adaylığı bakımından da doğrudan önem taşıyor. Çünkü Anayasa’nın 101. maddesi, Cumhurbaşkanı olacak kişinin milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmasını şart koşuyor. Başka bir ifadeyle, milletvekili seçilme yeterliliğinin bulunmaması Cumhurbaşkanlığı adaylığını da etkiliyor.
Mahkûmiyetin kesinleşmesi hâlinde ortaya çıkacak seçilme engelinin ne zaman sona ereceği de ayrıca önem taşıyor. Bir yıl veya daha fazla hapis cezasından kaynaklanan seçilme engeli, cezanın infazının tamamlanmasıyla her durumda kendiliğinden ortadan kalkmıyor. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkemeden “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kararı alınması gerekiyor. Bu karar, mahkûmiyet nedeniyle kaybedilen seçilme yeterliliğinin yeniden kazanılması bakımından önem taşıyor. Dolayısıyla hükmün kesinleşmesi hâlinde mesele yalnızca 2 yıl 1 aylık hapis cezasının infaz süresiyle sınırlı olmayacak. Bu nedenle “ceza bittiğinde siyasi yasak da kendiliğinden biter” yönünde bir değerlendirme hukuki olarak temelsiz ve eksik kalır.
Peki kararın kesinleşmesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından ne anlama gelir?
Burada süreç biraz farklı işliyor. Kesinleşmiş bir mahkûmiyetin bulunması, belediye başkanlığı sıfatının aynı anda ve herhangi bir başka işleme gerek kalmaksızın sona ermesi anlamına gelmiyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 44. maddesine göre belediye başkanının seçilme yeterliliğini kaybetmesi hâlinde, İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay tarafından karar verilmesi gerekiyor. Başkanlık sıfatının sona ermesi bu hukuki süreç sonucunda gerçekleşiyor.
Başkanlık makamının bu şekilde boşalması hâlinde ise İstanbul’da yeniden halkoyuyla belediye başkanlığı seçimi yapılması öngörülmüyor. Belediye Kanunu’nun 45. maddesi gereğince belediye meclisi toplanarak kendi üyeleri arasından yeni belediye başkanını seçiyor. Yani ceza hükmünün kesinleşmesi, belediye yönetiminin doğrudan ve kendiliğinden başka bir kişiye geçtiği anlamına da gelmiyor; kanunun öngördüğü ayrı bir süreç bulunuyor.
Bütün bunların yanında “siyasi yasak” ifadesinin günlük dilde kullanıldığı kadar basit bir hukuki kavram olmadığını da belirtmek gerekiyor. Seçme hakkı, seçilme yeterliliği, kamu görevini üstlenme hakkı ve mevcut bir belediye başkanlığı görevinin sona ermesi aynı hukuki meseleler değil. Her birinin dayandığı düzenleme ve doğurduğu sonuç farklı.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de TCK’nın 53. maddesinin seçme ve seçilme haklarına ilişkin bazı hükümlerini geçmişte iptal etti. Bu nedenle karar kesinleşirse “bütün siyasi haklarını kaybeder” veya “oy kullanamaz” gibi genel ifadeler kullanmak güncel hukuk bakımından doğru değil.
Bugünkü tablo aslında oldukça net.Ortada 2 yıl 1 aylık bir mahkûmiyet hükmü var; fakat kesinleşmiş bir siyasi yasak henüz yok. Dosya önce istinaf, ardından temyiz denetiminden geçebilecek. Hüküm kaldırılır veya bozulursa bugün tartışılan hukuki sonuçlar da buna göre değişecek.
Buna karşılık mahkûmiyet mevcut şekliyle kesinleşirse mesele yalnızca hapis cezasının infazından ibaret olmayacak. Seçilme yeterliliği, Cumhurbaşkanlığına adaylık ve belediye başkanlığı bakımından ayrı ayrı hukuki sonuçlar ortaya çıkacak.
Bu nedenle bugün için en doğru ifade, “İmamoğlu siyasi yasaklıdır” demek değil; hakkında kesinleşmesi hâlinde seçilme yeterliliğini etkileyebilecek bir mahkûmiyet hükmü bulunduğunu söylemektir.
Ceza yargılamasında ilk derece mahkemesinin kararı önemli bir aşamadır; fakat son söz değildir. Bu dosyanın siyasi haklar bakımından gerçek hukuki sonucu da ancak kanun yolları tamamlandıktan sonra ortaya çıkacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Av. Merve Güldür
İmamoğlu Hakkında Siyasi Yasak Kararı : Hukuki Süreç ve Olası Sonuçlar
Ekrem İmamoğlu hakkında 11 Eylül’de verilen 2 yıl 1 aylık hapis cezası, kamuoyuna ağırlıklı olarak “siyasi yasak” başlığıyla yansıdı. Ancak kararın bugün ne ifade ettiğini anlayabilmek için önce önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Mahkemenin bir mahkûmiyet hükmü kurması başka, bu hükmün kesinleşerek hukuki sonuçlarını doğurması başka.
İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya yönelik sözleri nedeniyle İmamoğlu’nu kamu görevlisine alenen hakaret suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına hükmetti ve Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin uygulanmasına karar verdi. Aynı dosyada daha önce iki kez beraat kararı verilmiş, son beraat hükmünün istinafta usule ilişkin gerekçeyle kaldırılmasının ardından dosya yeniden ilk derece mahkemesine dönmüştü.
Bugün açısından en önemli bilgi ise şu: Karar henüz kesinleşmiş değil.Bu nedenle “İmamoğlu siyasi yasaklı hale geldi” demek, mevcut hukuki durumu tam olarak karşılamıyor. İlk derece mahkemesi, kesinleşmesi hâlinde siyasi haklar ve seçilme yeterliliği bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek bir mahkûmiyet hükmü kurdu; ancak olağan kanun yolları henüz tüketilmiş değil.
Bu süreçte dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilerek ilgili ceza dairesi tarafından incelemesi yapılacak. İstinaf incelemesinin ardından da dosyanın Yargıtay’a taşınması mümkün. Bunun nedeni, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu temyiz bakımından ayrıca sayması. Dolayısıyla bu dosyada kesinleşmeden söz edebilmek için kanun yolu sürecinin sonucunu beklemek gerekiyor.
Asıl soru da burada başlıyor: Karar mevcut hâliyle kesinleşirse ne olur?
2 yıl 1 aylık cezanın önemi yalnızca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinden kaynaklanmıyor. Anayasa’nın 76. maddesi, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm edilmiş kişilerin milletvekili seçilemeyeceğini açıkça düzenliyor. Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 11. maddesinde de aynı yönde bir hüküm bulunuyor. Mahkeme tarafından verilen hükmün bu hali ile kesinleşmesi durumunda;2 yıl 1 aylık hapis cezası İmamoğlu'nun milletvekili seçilme yeterliliğini kaybetmesi sonucunu doğuracaktır. Bu sonuç Cumhurbaşkanlığı adaylığı bakımından da doğrudan önem taşıyor. Çünkü Anayasa’nın 101. maddesi, Cumhurbaşkanı olacak kişinin milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmasını şart koşuyor. Başka bir ifadeyle, milletvekili seçilme yeterliliğinin bulunmaması Cumhurbaşkanlığı adaylığını da etkiliyor.
Mahkûmiyetin kesinleşmesi hâlinde ortaya çıkacak seçilme engelinin ne zaman sona ereceği de ayrıca önem taşıyor. Bir yıl veya daha fazla hapis cezasından kaynaklanan seçilme engeli, cezanın infazının tamamlanmasıyla her durumda kendiliğinden ortadan kalkmıyor. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesi uyarınca, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mahkemeden “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kararı alınması gerekiyor. Bu karar, mahkûmiyet nedeniyle kaybedilen seçilme yeterliliğinin yeniden kazanılması bakımından önem taşıyor. Dolayısıyla hükmün kesinleşmesi hâlinde mesele yalnızca 2 yıl 1 aylık hapis cezasının infaz süresiyle sınırlı olmayacak. Bu nedenle “ceza bittiğinde siyasi yasak da kendiliğinden biter” yönünde bir değerlendirme hukuki olarak temelsiz ve eksik kalır.
Peki kararın kesinleşmesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından ne anlama gelir?
Burada süreç biraz farklı işliyor. Kesinleşmiş bir mahkûmiyetin bulunması, belediye başkanlığı sıfatının aynı anda ve herhangi bir başka işleme gerek kalmaksızın sona ermesi anlamına gelmiyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 44. maddesine göre belediye başkanının seçilme yeterliliğini kaybetmesi hâlinde, İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay tarafından karar verilmesi gerekiyor. Başkanlık sıfatının sona ermesi bu hukuki süreç sonucunda gerçekleşiyor.
Başkanlık makamının bu şekilde boşalması hâlinde ise İstanbul’da yeniden halkoyuyla belediye başkanlığı seçimi yapılması öngörülmüyor. Belediye Kanunu’nun 45. maddesi gereğince belediye meclisi toplanarak kendi üyeleri arasından yeni belediye başkanını seçiyor. Yani ceza hükmünün kesinleşmesi, belediye yönetiminin doğrudan ve kendiliğinden başka bir kişiye geçtiği anlamına da gelmiyor; kanunun öngördüğü ayrı bir süreç bulunuyor.
Bütün bunların yanında “siyasi yasak” ifadesinin günlük dilde kullanıldığı kadar basit bir hukuki kavram olmadığını da belirtmek gerekiyor. Seçme hakkı, seçilme yeterliliği, kamu görevini üstlenme hakkı ve mevcut bir belediye başkanlığı görevinin sona ermesi aynı hukuki meseleler değil. Her birinin dayandığı düzenleme ve doğurduğu sonuç farklı.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de TCK’nın 53. maddesinin seçme ve seçilme haklarına ilişkin bazı hükümlerini geçmişte iptal etti. Bu nedenle karar kesinleşirse “bütün siyasi haklarını kaybeder” veya “oy kullanamaz” gibi genel ifadeler kullanmak güncel hukuk bakımından doğru değil.
Bugünkü tablo aslında oldukça net.Ortada 2 yıl 1 aylık bir mahkûmiyet hükmü var; fakat kesinleşmiş bir siyasi yasak henüz yok. Dosya önce istinaf, ardından temyiz denetiminden geçebilecek. Hüküm kaldırılır veya bozulursa bugün tartışılan hukuki sonuçlar da buna göre değişecek.
Buna karşılık mahkûmiyet mevcut şekliyle kesinleşirse mesele yalnızca hapis cezasının infazından ibaret olmayacak. Seçilme yeterliliği, Cumhurbaşkanlığına adaylık ve belediye başkanlığı bakımından ayrı ayrı hukuki sonuçlar ortaya çıkacak.
Bu nedenle bugün için en doğru ifade, “İmamoğlu siyasi yasaklıdır” demek değil; hakkında kesinleşmesi hâlinde seçilme yeterliliğini etkileyebilecek bir mahkûmiyet hükmü bulunduğunu söylemektir.
Ceza yargılamasında ilk derece mahkemesinin kararı önemli bir aşamadır; fakat son söz değildir. Bu dosyanın siyasi haklar bakımından gerçek hukuki sonucu da ancak kanun yolları tamamlandıktan sonra ortaya çıkacaktır.