3 Ocak 2026 gecesi Venezuela’da gerçekleşen gelişmeler, tekil bir ceza soruşturmasının çok ötesinde bir hukuki tartışmayı tetiklemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke içinde icra edilen askerî nitelikli bir operasyonla yakalayarak ABD’ye götürmesi; akabinde Maduro’nun New York’ta federal mahkemede hakim karşısına çıkarılarak “Kaçırıldım” savunması yapması; Caracas’ta geçici yönetim ilanı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde başlayan hukuki tartışmalar, şu temel soruyu yeniden gündeme taşımıştır.
Bir devlet, başka bir devletin topraklarında zor kullanarak kendi ceza yargı yetkisini fiilen icra edebilir mi? Bu soru, yalnızca Venezuela’yı değil, uluslararası hukukun kuvvet kullanma rejimini doğrudan ilgilendirmektedir.
Olayın Gelişimi ve Hukuki Niteliği
Açık kaynaklı ve teyitli uluslararası ajans haberlerine göre ABD, 3 Ocak 2026 tarihinde Venezuela topraklarında yürütülen bir operasyonla Maduro ve Flores’i ele geçirmiş; 5 Ocak’ta Maduro, Manhattan’da federal mahkemede ilk kez hakim karşısına çıkarılmıştır. Aynı süreçte Venezuela’da Delcy Rodríguez, Maduro’nun fiilen ülke dışında bulunması gerekçe gösterilerek geçici sıfatla göreve getirilmiştir. Bu zincirin hukuki açıdan kritik yönü şudur:
Süreç, ne bir iade prosedürü ne de karşılıklı adli yardımlaşma mekanizması üzerinden işletilmiştir. Yakalama, doğrudan ülke içinde icra edilen askerî güç kullanımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu durum, eylemin hukuki niteliğini “ceza hukuku işlemi” olmaktan çıkararak devletlerarası kuvvet kullanımı kategorisine yaklaştırmaktadır.
ABD’nin Gerekçesi: Narkoterör Söylemi ve Petrol Boyutu
ABD yönetimi, operasyonu iki eksenli bir gerekçelendirmeyle savunmaktadır. İlk eksen, Maduro hakkında ABD’de açılmış bulunan “narkoterör” ve uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin ceza soruşturmalarıdır. Bu bağlamda yakalama, devam eden bir ceza yargılamasının zorunlu uzantısı olarak sunulmaktadır. İkinci eksen ise operasyon sonrasında yapılan açıklamalarla belirginleşmiştir. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’da bir “geçiş süreci” öngörüldüğünü, bu süreçte petrol altyapısının ABD gözetiminde yeniden yapılandırılacağını ve söz konusu gözetimin uzun yıllar sürebileceğini ifade etmiştir. Bu noktada dikkat çekici olan husus, ceza soruşturması gerekçesiyle başlatılan bir sürecin, enerji kaynaklarının yönetimi ve siyasi geçiş söylemiyle hızla genişletilmesidir.
Operasyon Öncesinde Sinyal Var Mıydı?
Zaman çizelgesinin doğru kurulması önemlidir. Müdahalenin devam edebileceğine veya “daha ileri adımlar” atılabileceğine dair açıklamalar ağırlıklı olarak operasyon sonrasında kamuoyuna yansımıştır. Operasyon öncesinde, ikinci bir askerî müdahaleyi açıkça ilan eden, doğrudan ve teyitli bir beyan hattı bulunmamaktadır. Bununla birlikte 2025 yılı boyunca ABD’nin Venezuela’ya yönelik yaptırımları sertleştirmesi, petrol akışına dönük kısıtlamalar ve bölgesel güvenlik söylemi, açık bir askerî tehdit içermese dahi artan bir zorlayıcı baskı zeminine işaret etmektedir.
Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Tepki
BM Genel Sekreteri, operasyonun uluslararası hukuka uygunluğu konusunda ciddi kaygılar dile getirerek bunun tehlikeli bir emsal oluşturabileceğine dikkat çekmiştir. Güvenlik Konseyi’nde ABD eylemi “hedefli bir hukuk uygulama faaliyeti” olarak savunurken, çok sayıda üye devlet bunun açık bir egemenlik ihlali teşkil ettiği görüşünü ileri sürmüştür.
Uluslararası Hukuk Çerçevesi
A. Kuvvet Kullanma Yasağı ve İstisnalar
BM Şartı’nın 2/4'üncü maddesi uyarınca kuvvet kullanımı kural olarak yasaktır. Kabul gören istisnalar; Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi, meşru müdafaa ve ev sahibi devletin rızasıdır. Mevcut olayda bu üç istisnadan herhangi birinin açık ve tartışmasız biçimde gerçekleştiğini söylemek güçtür.
B. Devlet Başkanı Dokunulmazlığı
Görevdeki devlet başkanları, yabancı devletlerin yargı yetkisine karşı kişisel dokunulmazlığa (immunity ratione personae) sahiptir. Bu dokunulmazlık, yalnızca yargılanmama değil, zorlayıcı tedbirlere maruz bırakılmama güvencesini de kapsar. Bu dosyada tartışma, dokunulmazlığın varlığından ziyade, yakalamanın yönteminin uluslararası hukuka uygunluğu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Maduro dosyası, bireysel bir ceza yargılamasından ibaret değildir. Asıl sınanan ilke şudur: Devletler, istemedikleri liderleri başka ülkelerden zorla alıp getirmeyi hukukileştirebilir mi? Bu çizginin normalleşmesi, uluslararası hukuk düzenini daha güvenli kılmaz; aksine, güç dengesinin hukukun önüne geçtiği daha kırılgan bir uluslararası sistem riskini beraberinde getirir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Av. Merve Güldür
Hukukun Sınırında Bir Operasyon: Maduro Dosyası
3 Ocak 2026 gecesi Venezuela’da gerçekleşen gelişmeler, tekil bir ceza soruşturmasının çok ötesinde bir hukuki tartışmayı tetiklemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i ülke içinde icra edilen askerî nitelikli bir operasyonla yakalayarak ABD’ye götürmesi; akabinde Maduro’nun New York’ta federal mahkemede hakim karşısına çıkarılarak “Kaçırıldım” savunması yapması; Caracas’ta geçici yönetim ilanı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde başlayan hukuki tartışmalar, şu temel soruyu yeniden gündeme taşımıştır.
Bir devlet, başka bir devletin topraklarında zor kullanarak kendi ceza yargı yetkisini fiilen icra edebilir mi? Bu soru, yalnızca Venezuela’yı değil, uluslararası hukukun kuvvet kullanma rejimini doğrudan ilgilendirmektedir.
Olayın Gelişimi ve Hukuki Niteliği
Açık kaynaklı ve teyitli uluslararası ajans haberlerine göre ABD, 3 Ocak 2026 tarihinde Venezuela topraklarında yürütülen bir operasyonla Maduro ve Flores’i ele geçirmiş; 5 Ocak’ta Maduro, Manhattan’da federal mahkemede ilk kez hakim karşısına çıkarılmıştır. Aynı süreçte Venezuela’da Delcy Rodríguez, Maduro’nun fiilen ülke dışında bulunması gerekçe gösterilerek geçici sıfatla göreve getirilmiştir. Bu zincirin hukuki açıdan kritik yönü şudur:
Süreç, ne bir iade prosedürü ne de karşılıklı adli yardımlaşma mekanizması üzerinden işletilmiştir. Yakalama, doğrudan ülke içinde icra edilen askerî güç kullanımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu durum, eylemin hukuki niteliğini “ceza hukuku işlemi” olmaktan çıkararak devletlerarası kuvvet kullanımı kategorisine yaklaştırmaktadır.
ABD’nin Gerekçesi: Narkoterör Söylemi ve Petrol Boyutu
ABD yönetimi, operasyonu iki eksenli bir gerekçelendirmeyle savunmaktadır. İlk eksen, Maduro hakkında ABD’de açılmış bulunan “narkoterör” ve uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin ceza soruşturmalarıdır. Bu bağlamda yakalama, devam eden bir ceza yargılamasının zorunlu uzantısı olarak sunulmaktadır. İkinci eksen ise operasyon sonrasında yapılan açıklamalarla belirginleşmiştir. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’da bir “geçiş süreci” öngörüldüğünü, bu süreçte petrol altyapısının ABD gözetiminde yeniden yapılandırılacağını ve söz konusu gözetimin uzun yıllar sürebileceğini ifade etmiştir. Bu noktada dikkat çekici olan husus, ceza soruşturması gerekçesiyle başlatılan bir sürecin, enerji kaynaklarının yönetimi ve siyasi geçiş söylemiyle hızla genişletilmesidir.
Operasyon Öncesinde Sinyal Var Mıydı?
Zaman çizelgesinin doğru kurulması önemlidir. Müdahalenin devam edebileceğine veya “daha ileri adımlar” atılabileceğine dair açıklamalar ağırlıklı olarak operasyon sonrasında kamuoyuna yansımıştır. Operasyon öncesinde, ikinci bir askerî müdahaleyi açıkça ilan eden, doğrudan ve teyitli bir beyan hattı bulunmamaktadır. Bununla birlikte 2025 yılı boyunca ABD’nin Venezuela’ya yönelik yaptırımları sertleştirmesi, petrol akışına dönük kısıtlamalar ve bölgesel güvenlik söylemi, açık bir askerî tehdit içermese dahi artan bir zorlayıcı baskı zeminine işaret etmektedir.
Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Tepki
BM Genel Sekreteri, operasyonun uluslararası hukuka uygunluğu konusunda ciddi kaygılar dile getirerek bunun tehlikeli bir emsal oluşturabileceğine dikkat çekmiştir. Güvenlik Konseyi’nde ABD eylemi “hedefli bir hukuk uygulama faaliyeti” olarak savunurken, çok sayıda üye devlet bunun açık bir egemenlik ihlali teşkil ettiği görüşünü ileri sürmüştür.
Uluslararası Hukuk Çerçevesi
A. Kuvvet Kullanma Yasağı ve İstisnalar
BM Şartı’nın 2/4'üncü maddesi uyarınca kuvvet kullanımı kural olarak yasaktır. Kabul gören istisnalar; Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi, meşru müdafaa ve ev sahibi devletin rızasıdır. Mevcut olayda bu üç istisnadan herhangi birinin açık ve tartışmasız biçimde gerçekleştiğini söylemek güçtür.
B. Devlet Başkanı Dokunulmazlığı
Görevdeki devlet başkanları, yabancı devletlerin yargı yetkisine karşı kişisel dokunulmazlığa (immunity ratione personae) sahiptir. Bu dokunulmazlık, yalnızca yargılanmama değil, zorlayıcı tedbirlere maruz bırakılmama güvencesini de kapsar. Bu dosyada tartışma, dokunulmazlığın varlığından ziyade, yakalamanın yönteminin uluslararası hukuka uygunluğu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Maduro dosyası, bireysel bir ceza yargılamasından ibaret değildir. Asıl sınanan ilke şudur: Devletler, istemedikleri liderleri başka ülkelerden zorla alıp getirmeyi hukukileştirebilir mi? Bu çizginin normalleşmesi, uluslararası hukuk düzenini daha güvenli kılmaz; aksine, güç dengesinin hukukun önüne geçtiği daha kırılgan bir uluslararası sistem riskini beraberinde getirir.